İran Savaşı Küresel Ekonomiyi Sarstı: Petrol ve Gıda Fiyatları Yükseliyor
İran savaşı, küresel ekonomiyi etkileyerek petrol ve gıda fiyatlarını yükseltiyor. Uzmanlar, etkilerin 2-5 hafta içinde hissedileceğini belirtiyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırılar, sadece bölgedeki güvenliği değil, aynı zamanda küresel ekonomiyi de olumsuz etkiliyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanma riski, petrol ve gübre fiyatlarının hızla artmasına neden olurken, enerji ithalatçısı ülkeler için ciddi ekonomik zorluklar yaratıyor. Uzmanlar, bu krizin yalnızca enerji piyasalarını değil, gıda fiyatlarını, enflasyonu ve merkez bankalarının para politikalarını da derinden etkileyebileceğini vurguluyor.
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak, bu sarsıntının merkezinde yer alıyor. 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in düzenlediği saldırılarda İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesiyle birlikte bölgedeki gerilim hızla arttı ve boğazın kapanma riski gündeme geldi. Peterson Institute for International Economics’ten ekonomist Maurice Obstfeld, uzun yıllar boyunca ABD’nin İran’a saldırmaktan kaçınmasının nedenlerinden birinin Hürmüz Boğazı’nın kapanma riski olduğunu belirterek, “Uzun yıllar boyunca ABD’nin İran’a saldırmayı düşünmesini engelleyen kabus senaryosu, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasıydı. Şimdi tam da bu senaryonun içindeyiz,” dedi.
Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji sevkiyatının kesintiye uğraması, petrol fiyatlarında ani bir artışa neden oldu. 27 Şubat’ta varil fiyatı 70 doların altındayken, pazartesi günü kısa süreliğine 120 dolara kadar yükseldi ve ardından 90 dolar civarında dengelendi. Bu artış, doğrudan akaryakıt fiyatlarına da yansıdı. ABD’de otomobil kulübü AAA’nın verilerine göre, benzinin ortalama fiyatı bir hafta içinde galon başına 3 dolardan 3,48 dolara yükseldi. Enerji fiyatlarındaki artışın, özellikle Orta Doğu enerji kaynaklarına daha bağımlı olan Avrupa ve Asya ekonomilerinde daha sert hissedileceği belirtiliyor.
Yükselen enerji fiyatları, bazı ülkeleri olağanüstü tedbirler almaya yöneltti. Hindistan’da restoranlar gaz arzının hanelere yönlendirilmesi nedeniyle kapanma riskiyle karşı karşıya kalırken, Tayland kamu görevlilerinin yurt dışı seyahatlerini askıya aldı ve asansör yerine merdiven kullanmaları çağrısında bulundu. Filipinler bazı kamu kurumlarında dört günlük çalışma haftasına geçerken, Vietnam çalışanlara evden çalışma çağrısında bulundu.
Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının küresel enerji piyasaları üzerindeki etkisi oldukça büyük. MIT ekonomisti ve Nobel ödüllü Simon Johnson, boğazdan günlük yaklaşık 20 milyon varil petrol geçtiğini hatırlatarak, “Bu sevkiyatın yerini doldurabilecek hiçbir fazla üretim kapasitesi dünyada yok,” uyarısında bulundu. Uluslararası Para Fonu Başkanı Kristalina Georgieva ise petrol fiyatlarındaki her %10’luk artışın küresel enflasyonu 0,4 puan yükselteceğini ve dünya ekonomisinin büyümesini %0,2 azaltabileceğini belirtti.
Küresel ekonomi, son yıllarda birçok büyük şoku atlatmayı başardı. Ancak İran savaşı, yeni bir testle karşı karşıya bırakıyor. Cornell Üniversitesi’nden ekonomi profesörü Eswar Prasad, dünya ekonomisinin bu kriz karşısında da direnç gösterebileceğini ifade ediyor. Ancak belirsizliklerin yüksek olduğu da göz ardı edilmemeli. Ekonomist Simon Johnson, İran’ın geri adım atmasının kısa vadede zor göründüğünü ve yeni dini lider Mücteba Hamaney’in daha sert bir çizgiye sahip olduğunu vurguladı. Ayrıca, ABD’nin savaşta neyi hedeflediğinin net olmaması da krizin ne zaman sona ereceğine dair soru işaretlerini artırıyor.
Bu kriz, bazı ülkeler için ekonomik fırsatlar yaratırken, enerji ithalatçısı ülkeler en büyük darbeyi alacak. Avrupa ülkeleri, Japonya, Güney Kore, Hindistan ve Çin gibi ülkeler, yüksek enerji fiyatları nedeniyle zor durumda kalacak. Öte yandan, Norveç, Kanada ve Rusya gibi petrol üreticisi ülkeler, bu durumdan fayda sağlayabilir. Özellikle Pakistan gibi kırılgan ekonomiler, enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle büyük risklerle karşı karşıya. Pakistan, enerji ihtiyacının %40’ını ithalatla karşılıyor ve savaş nedeniyle tedariklerin kesintiye uğraması, ekonomi üzerinde ciddi baskı yaratıyor.
Enerji piyasalarının yanı sıra gübre piyasası da risk altında. Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü’nden Joseph Glauber, dünya gübre ticaretinin yaklaşık %30’unun Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini belirtiyor. Boğazdaki kesinti, üre, amonyak, fosfat ve kükürt gibi gübrelerin sevkiyatını durdurabilir. Bu durum, çiftçilerin maliyetlerini artırarak küresel gıda fiyatlarının yükselmesine yol açabilir. Ekonomist Obstfeld, bu gelişmelerin en ağır etkisinin düşük gelirli ülkelerde hissedileceğini ve bazı bölgelerde gıda kıtlığı riski doğabileceğini belirtiyor.
ABD, artık net enerji ihracatçısı olduğu için yüksek petrol fiyatlarından kısmen fayda sağlayabilir. Ancak yükselen benzin fiyatları, tüketiciler için önemli bir yük oluşturuyor. Ortalama bir ABD’li hane, yılda yaklaşık 2.500 dolar yakıt harcaması yapıyor. Benzin fiyatlarındaki %20’lik artış, haftalık harcamalara yaklaşık 10 dolar ek yük getiriyor. Analistlere göre petrol fiyatlarının 100 dolar civarında kalması, Trump’ın 2025 vergi indirimleri sayesinde elde edilen mali avantajın büyük kısmını ortadan kaldırabilir.
İran savaşı, küresel merkez bankaları için de büyük bir ikilem yaratıyor. Yüksek enerji fiyatları, enflasyonu artırırken, aynı zamanda ekonomik büyümeyi yavaşlatıyor. Bu nedenle merkez bankaları için kritik bir soru ortaya çıkıyor: Faiz artırarak enflasyonu mu kontrol etmeli, yoksa faiz indirerek ekonomiyi mi desteklemeli? ABD Merkez Bankası içinde bile görüş ayrılıkları bulunuyor. Bazı yetkililer zayıflayan işgücü piyasası nedeniyle faiz indirimi gerektiğini savunurken, diğerleri enflasyonun hâlâ %2 hedefinin üzerinde olduğunu hatırlatıyor. Ekonomist Simon Johnson, 1970’lerde yaşanan petrol şoku merkez bankacıları için önemli bir ders olmaya devam ediyor ve bu hatanın tekrar edilmemesi gerektiğini vurguluyor.
Uzmanlar, petrol ve gübre arzındaki kesintilerin küresel ekonomiye tam etkisinin görülmesi için 2 ila 5 hafta geçmesi gerektiğini belirtiyor. Bu süre içinde enerji maliyetleri, gıda fiyatları ve üretim maliyetleri küresel ekonomide daha belirgin şekilde hissedilmeye başlayabilir.




