AB’nin Türkiye ile İlişkilerinde Çelişkili Durumlar ve Gelecek

Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde güvenlik ve siyasi çelişkiler derinleşiyor. Avrupa’nın Türkiye’ye bakışı ne olacak?

Demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi konular söz konusu olduğunda, Türkiye Avrupa Birliği açısından “sıkıntılı ve hatta zehirleyici bir dış güç” olarak algılanıyor. Ancak savunma alanında Türkiye, Avrupa için hâlâ “vazgeçilmez bir ortak” durumunda.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in “Avrupa kıtasını tamamlama” ifadesi, teknik olarak Batı Balkanlar’ın AB’ye entegrasyonunu işaret ediyor. Ancak bu açıklamada yer alan “olumsuz etkilerden arınma” vurgusu, genişleme sürecini sadece ekonomik veya siyasi bir süreç olmaktan çıkararak ideolojik bir güvenlik hattına dönüştürüyor.

Ursula von der Leyen’in Türkiye’yi Rusya ve Çin ile birlikte “uluslararası alanda olumsuz etkileri olan aktörler” arasında sayması, Ankara ile Brüksel arasındaki ilişkilerde yeni bir gerilim yarattı. Von der Leyen, Hamburg’da Die Zeit gazetesinin 80. yıl etkinliğinde yaptığı konuşmada, “Avrupa Kıtası’nı tamamlamalıyız ki, Rus, Türk veya Çin etkisine girmesin” diyerek dikkat çekti. Bu ifadeler, ilk bakışta bir diplomatik hata gibi görünse de, daha derin bir anlam taşıdığı söylenebilir.

Von der Leyen’in “Avrupa kıtasını tamamlama” vurgusu, Batı Balkanlar’ın AB’ye entegrasyonunu doğrudan ilgilendiriyor. Ancak “olumsuz etkilerden arınma” ifadesi, genişleme sürecini ideolojik bir güvenlik meselesi haline getiriyor. Bu bağlamda Avrupa, içindeki ülkeleri “korunan” dışındaki ülkeleri ise potansiyel risk olarak gören bir blok mantığına kayıyor gibi görünüyor.

Von der Leyen’in Türkiye’ye yönelik değerlendirmesi de dikkat çekici. AB Komisyonu Başkanı, Türkiye’yi yalnızca dışarıda bir aktör olarak değil, aynı zamanda “olumsuz etki üreten” ve dolayısıyla sınırlandırılması gereken bir unsur olarak nitelendiriyor.

AB Düzeltme Yapmaya Çalışırken Durumu Daha da Kötüleştirdi

Von der Leyen’in Ankara’da yarattığı tepkilerin ardından AB’den gelen düzeltme açıklaması da gecikmedi. Ancak bu düzeltme, durumu daha da karmaşık hale getirdi. AB’nin açıklamasında, von der Leyen’in Türkiye’yi anmasının aslında “jeopolitik ağırlığının ve Batı Balkanlar’daki rolünün kabulü” olduğu belirtildi. Türkiye, burada “kilit bir ortak”, “NATO müttefiki” ve “AB adayı” olarak tanımlandı. Ancak “Batı Balkanlar’daki hırslar” ifadesinin eklenmesi, AB’nin yaklaşımının çelişkisini gözler önüne seriyor.

AB ile Türkiye arasındaki Batı Balkanlar gerilimi yeni bir durum değil. Özellikle Bosna ve Kosova konularında iki taraf arasında 1990’lardan bu yana sessiz bir etki rekabeti sürüyor. Bu nedenle Komisyon’un düzeltme açıklaması, aslında bilinen bir yaklaşımın net bir şekilde ifade edilmesi anlamına geliyor.

Türkiye’nin Avrupa’daki Konumu ve Çelişkiler

Von der Leyen’in açıklamaları ve ardından gelen düzeltme çabası, AB’nin hala kendi yönünü bulamadığını gösteriyor. ABD Başkanı Trump’ın göreve gelmesiyle birlikte Avrupa’yı dışlayan tavrı, AB’yi bir yön arayışına itmiş durumda. Soğuk Savaş sonrası kurulan liberal düzenin aşınmasıyla birlikte, Birlik içinde “AB’nin ne için var olduğu” sorusu daha fazla gündeme gelmeye başladı. Bu durum, Avrupa’nın gelecekteki yönelimi hakkında ciddi tartışmalara yol açtı.

Tartışmanın ilk boyutu, AB’nin ortak değerleri üzerine yoğunlaşıyor. Birliğin ekonomik değer yaratma gücü ile demokrasi ve insan hakları unsurları ön plana çıkıyor. Avrupa’nın farklı ülkelerinin bir araya gelerek oluşturduğu ortak refah alanına vurgu yapılıyor.

İkinci boyut ise mevcut refah alanının, ABD’nin giderek uzaklaştığı bir ortamda nasıl korunabileceğine odaklanıyor. AB’nin ortak savunma inisiyatifi SAFE, NATO’nun Avrupa kanadı içinden “Avrupa savunma örgütlenmesi” oluşturma tartışmaları da bu çerçevede yürütülüyor.

AB’deki bu iki tartışma arasında Türkiye’nin yeri oldukça çelişkili. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi konularda Türkiye, AB açısından “sıkıntılı bir dış güç” olarak görülüyor. Ancak savunma alanında Türkiye, hâlâ Avrupa için vazgeçilmez bir ortak olarak değerlendiriliyor. Von der Leyen’in son açıklamalarındaki dil, Türkiye’yi “olumsuz etki yaratan bir dış aktör” olarak gören yaklaşımı daha çok yansıtıyor.

Öte yandan, Avrupa içinde daha temkinli bir yaklaşım da mevcut. Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in ABD Başkanı ile ilişkiler üzerine yaptığı açıklamalar, Türkiye açısından da bir referans noktası olarak değerlendirilebilir. Merz, Avrupa’nın şu anda “tek başına savunacak durumda olmadığını” vurgularken, ABD Başkanı Trump için de “onu ben seçmedim, ama şu anda ABD Başkanı o” ifadesini kullandı.

Türkiye için de benzer bir durum söz konusu; Avrupa, istemese de daha önce verilen sözler nedeniyle Türkiye’yi hâlâ resmen üye adayı olarak kabul ediyor. Ayrıca, Avrupa’nın kurmaya çalıştığı özerk savunma sisteminde Türkiye’ye hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyuluyor.

Merz’in ifadeleri, Avrupa’nın ideolojik olarak sertleşmesine rağmen jeopolitik gerçeklerden kopmadığını gösteriyor. Washington ile ilişkilerdeki zorunlu pragmatizm, Ankara gibi aktörlerle ilişkilerde de benzer bir dengeyi gerektiriyor.

Yunanistan Fırsatları Değerlendiriyor

Yunanistan ise AB içindeki bu tartışmaları fırsata çevirme çabasında. AB Komisyonu Başkanı von der Leyen ve benzeri siyasetçilerin Türkiye’yi dışlayan tutumlarından yararlanarak, “durumdan vazife çıkarmaya” çalışan Yunanistan, balıkçılık gibi görece düşük profilli bir alanda “fiili durum üretme” çabasında. Atina yönetimi, yeni dijital haritalar ve balıkçılık kısıtlamaları ile Ege ve Doğu Akdeniz’deki Türkiye’nin hak iddia ettiği alanlara doğrudan müdahale ediyor. Yunanistan’ın bu düzenlemeleri, uluslararası suları -isim vermeden Türkiye’ye karşı bir hamle ile- “yasak alan” ilan ediyor ve Türkiye’nin kıta sahanlığına giren bölgeleri kapsıyor.

Uluslararası deniz hukukuna göre bu tür tek taraflı ilanların hukuki geçerliliği yok. Ancak burada asıl mesele hukuk değil, siyasi zamanlama. Yunanistan’ın bu tavrı, Avrupa içindeki Türkiye tartışmasının sahaya nasıl yansıdığını gösteriyor; tartışmalar sertleşirken, sahadaki Türkiye aleyhine adımlar da daha cesur hale geliyor.

Kıbrıs Dosyası Gündeme Gelebilir

AB’nin genişlemeden sorumlu Komiseri Marta Kos’un açıklamaları, Türkiye-AB ilişkilerinde önümüzdeki dönemdeki pazarlık başlıklarını netleştiriyor. Kos, Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada Türkiye’nin ticaret ve güvenlik açısından AB için “vazgeçilmez olduğunu” vurgularken, Kıbrıs’ta “çözüm için adım” beklentisini de dile getirdi. Görünüşe göre Türkiye’nin AB içindeki konumlanmasında Kıbrıs önemli bir şart haline gelecek.

Sonuç olarak, von der Leyen ve Marta Kos’un açıklamaları ile bu açıklamaların düzeltme çabaları, hem AB içindeki yön tartışmalarını hem de Türkiye’nin bu çerçevede nereye konulacağına dair soru işaretlerini açığa çıkarmaktadır.

Stratejik Düzeyde AB’nin İşi Zor

AB’deki söylem değişikliği, Türkiye’nin “zor ortaktan”, “potansiyel risk” kategorisine kaymaya başladığını gösteriyor. Sahada ise çıkarları Türkiye ile çelişen Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi gibi aktörler, daha cesur adımlarla Ankara’nın tepkilerini test etmeye çalışıyor. Stratejik düzeyde AB’nin işi oldukça zor. Tüm dışlama eğilimlerine rağmen, Türkiye’siz bir Avrupa güvenliği ve ekonomik refahı pek mümkün görünmüyor. Türkiye, AB’nin içine girdiği bu yeni tartışmada, ne tamamen dışlanabilir ne de kolayca içeri alınabilir bir aktör olmayı sürdürecek gibi görünüyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu