Savaşın Etkileri: Türkiye Ekonomisi ve Petrol Fiyatları
Orta Doğu’daki savaş, Türkiye ekonomisini zorluyor. Petrol fiyatları ve yabancı yatırımcı çıkışı, ekonomik dengeleri tehdit ediyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri müdahaleleri, Orta Doğu’daki güvenlik durumunu değiştirmekle kalmayıp, Türkiye’nin ekonomik yapısını da tehdit ediyor. Artan petrol fiyatları, hızlanan enflasyon ve yabancı yatırımcıların Türkiye’den çekilmesi, hükümetin ekonomi yönetimi üzerinde baskı oluşturuyor. Enerji maliyetlerindeki artış, cari açığı daha da derinleştirirken, Merkez Bankası piyasalardaki dalgalanmaları kontrol altına almak için rezervlerini kullanmak zorunda kaldı. Uzmanlar, petrol fiyatlarının yüksek kalması durumunda enflasyonun daha da artabileceği ve turizm gelirlerinin de jeopolitik risklerden olumsuz etkilenebileceği konusunda uyarıyor.
Orta Doğu’daki gerilimlerin artmasıyla birlikte, Türkiye ekonomisi bu gelişmelerden doğrudan etkilenmeye başladı. Zaten kırılgan bir yapıya sahip olan Türkiye ekonomisi, savaşın yarattığı enerji şoku ve yatırımcı güvenindeki azalma ile yeni risklerle karşı karşıya. Yükselen petrol fiyatları ve artan jeopolitik belirsizlikler, hem enflasyon beklentilerini bozuyor hem de cari açık üzerindeki baskıyı artırıyor. Şubat ayında tüketici fiyatları aylık bazda %2,96 artarken, yıllık enflasyon %33,39 seviyesine yükseldi. Bu rakam, hükümetin yıl sonu hedefi olan %16’nın oldukça üzerinde.
Uluslararası bir bankacı, savaşın başlamasından bu yana yabancı yatırımcıların Türkiye’den hızla çıkış yaptığını belirtti. Şubat ayı sonundan itibaren, yatırımcıların yaklaşık 25 ila 30 milyar dolar değerinde Türk varlığı sattığı ifade ediliyor. Artan jeopolitik riskler nedeniyle yatırımcıların Türk varlıkları yerine ABD doları cinsinden nakit tutmayı tercih ettiği belirtiliyor. Bu durum, Türk lirası üzerinde ek baskı yaratırken, Merkez Bankası’nın piyasayı dengelemek için rezerv kullanmasına neden oldu. Merkez Bankası, piyasalardaki oynaklığı sınırlamak amacıyla hızlı müdahalelerde bulunuyor.
Piyasalardaki dalgalanmaların önemli bir kısmı enerji fiyatlarındaki belirsizliklerden kaynaklanıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanabileceğine dair endişeler, küresel petrol fiyatlarını hızla artırdı. Bu gelişmeler, yatırımcıların risk algısını yükseltirken, Merkez Bankası’nın son günlerde yaklaşık 25 milyar dolar rezerv harcadığı yönünde haberler ortaya çıktı. Ayrıca, Merkez Bankası bu hafta faiz indirim sürecini durdurdu ve gecelik borç verme faizini %40 seviyesinde tutarak piyasalardaki dalgalanmayı sınırlamayı hedefliyor.
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bir kısmını ithalat yoluyla karşıladığı için yükselen petrol fiyatları, cari açığı ve enflasyonu doğrudan etkiliyor. Mevcut durum, 1970’lerdeki Arap petrol ambargosunu anımsatıyor; o dönemde petrol arzındaki şok, küresel enflasyonu hızla yükseltmiş ve enerji ithalatçısı ülkeleri derinden etkilemişti. Bugün de benzer bir durumun yaşanma riski bulunuyor. Türkiye’nin cari işlemler açığı Ocak ayında 6,8 milyar dolara ulaşarak rekor seviyeye çıktı; bu artışın büyük bölümü altın ve enerji ithalatından kaynaklandı. Ancak bu veri, petrol fiyatlarındaki son yükselişten önce açıklanmıştı. Ekonomistler, petrol fiyatlarının varil başına 100 dolar civarında kalması halinde Türkiye’de yıllık enflasyonun 5 puan daha artabileceğini hesaplıyor.
Petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın, Türkiye’nin yıllık cari açığını yaklaşık 5,1 milyar dolar artırabileceği tahmin ediliyor. Yılbaşından bu yana petrol fiyatları yaklaşık 30 dolar arttı; bu seviyelerin kalıcı olması durumunda cari açığın 15 milyar dolar daha büyüyebileceği öngörülüyor. Ekonomist İris Cibre, doğal gaz fiyatlarının ortalama 63 dolar, petrolün ise yaklaşık 80 dolar seviyesinde kalması durumunda Türkiye’nin cari açığının 35 milyar dolara kadar çıkabileceğini öngörüyor. Bu durum, ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadele programını daha da zorlaştırabilir.
Artan petrol fiyatlarına karşı hükümet de bazı önlemler almaya başladı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, akaryakıt fiyatlarındaki artışı sınırlamak için özel tüketim vergisi (ÖTV) mekanizmasını yeniden devreye soktu. Bu sistem, petrol fiyatları yükseldiğinde tüketiciyi korumak amacıyla devletin vergi gelirinden feragat etmesine dayanıyor ve iç piyasadaki enflasyon baskısını sınırlamak için kullanılan bir araç olarak görülüyor.
Uzmanlar, İran savaşı nedeniyle Türkiye’nin turizm gelirlerinin de tehdit altında olduğunu belirtiyor. İran’dan Türkiye’ye yönelik füzeli saldırı iddiaları, güvenlik algısını olumsuz etkileyebilir. Eğer turistler, çatışmanın Türkiye’ye yaklaşmakta olduğunu düşünürse, özellikle yaz aylarında Akdeniz ve Ege kıyılarındaki tatil destinasyonlarına olan talep azalabilir. Turizm sektörü, Türkiye’nin döviz gelirleri açısından kritik öneme sahip olduğundan, bu durum ekonomik dengeler üzerinde ek bir baskı yaratabilir.
Türkiye ekonomisini uzun süredir takip eden yatırımcı ve ekonomist Timothy Ash, Merkez Bankası’nın jeopolitik riskler karşısında faiz artırması gerektiğini savunuyor. Ash, İran savaşı gibi yüksek riskli bir ortamda daha sıkı para politikası uygulanması gerektiğini ifade ediyor. Ayrıca, İran’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın geri adım atma eğilimini test ederek çatışmayı uzatabileceğini de öne sürdü. Uzmanlar, Orta Doğu’daki savaşın Türkiye ekonomisi için yeni bir stres testi anlamına geldiğini belirtiyor. Enerji fiyatlarındaki artış, sermaye çıkışları ve jeopolitik risklerin yükselmesi, Türkiye’nin enflasyonla mücadele sürecini zorlaştırabilir. Özellikle petrol fiyatlarının yüksek kalması ve savaşın bölgesel olarak genişlemesi durumunda, Ankara’nın ekonomik istikrarı korumak için daha agresif politika adımları atması gerekebilir.




