Türkiye’nin Jeotermal Enerji Potansiyeli: Yatırımlar İçin Zaman Daralıyor
Türkiye, jeotermal enerji potansiyelini artırmak için yeni yatırım modellerine ihtiyaç duyuyor. Yatırımcılar için zaman kısıtlı.
Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) sistemi Türkiye’de uzun yıllardır başarıyla uygulanırken, Jeotermal Enerji Derneği (JED) Başkanı Ali Kındap, Maden Tetkik Arama Kurumu öncülüğünde Jeotermal Enerji Kaynak Alanları (JEKA) modelinin hayata geçirilmesi gerektiğini savunuyor. Türkiye, 1500’den fazla doğal jeotermal kaynağa sahip olmasına rağmen, bu potansiyelin yalnızca %11’ini kullanıyor. Avrupa’da lider, dünya genelinde ise dördüncü sırada yer alıyor. 2025 itibarıyla sektörde yeniden bir yatırım hareketliliği beklenirken, özellikle demir-çelik gibi yüksek karbon salımı yapan sektörlerin jeotermal enerjiye yönelmesi dikkat çekiyor. Ancak mevcut mevzuat, yatırımların önünde ciddi engeller oluşturuyor.
30 Nisan 2023 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı’na göre, Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destekleme Mekanizması’ndan (YEKDEM) faydalanmak isteyen tesislerin en geç 31 Aralık 2030’a kadar devreye girmesi gerekiyor. Oysa jeotermal enerji santrallerinin yatırım süresi, lisans, sondaj, ÇED, inşaat ve devreye alma aşamaları nedeniyle en az 5 yıl sürüyor. Bu durum, bugünden alınacak bir yatırım kararının en erken 2031’de sonuçlanabileceği anlamına geliyor.
Kındap, bu durumun yatırımcıları “bekle-gör” pozisyonuna ittiğini belirtiyor. Yüksek maliyetler ve riskler, yatırım iştahını sınırlıyor. Jeotermal projelerde sondaj sonrası kaynağın verimli çıkmaması durumunda tüm yatırım boşa gidebiliyor. Ancak jeotermal enerji, rüzgâr ve güneş enerjisine kıyasla çok daha yüksek bir kapasite faktörü (%80+) ile kesintisiz üretim avantajı sunuyor. Kındap, Türkiye’nin jeotermal enerji alanındaki rekabet avantajının korunması için mevzuatın yatırım gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesinin şart olduğunu vurguluyor.
Jeotermal enerji yatırımları için 2026 yılı, köprüden önceki son çıkış olarak değerlendiriliyor. Türkiye, 1500’den fazla doğal jeotermal çıkış noktasına sahip olmasına rağmen, mevcut potansiyelinin yalnızca %11’ini kullanıyor. 2025’te jeotermal enerji sektöründe planlanan çok sayıda yatırım kararı bulunuyor. Ancak 30 Nisan 2023 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı’na göre, yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı elektrik üreten tesislerin 31 Aralık 2030 tarihine kadar işletmeye girmesi gerekiyor. Yatırım süreleri 5 yılı bulabilen jeotermal enerji santralleri için bu takvim imkânsız bir sıkışıklık anlamına geliyor.
Jeotermal enerji yatırımları için 2026 yılı, kritik bir dönüm noktası. JES yatırımları, rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir kaynaklardan farklı özellikler taşıyor. Hem megavat başına yatırım maliyetleri rüzgâr santrallerine göre en az üç kat fazla hem de süreçlerin yönetimi oldukça detaylı ve karmaşık. Bir jeotermal yatırımın hayata geçebilmesi için uzun lisans, izin, ruhsat, arazi alımı, ÇED, sondaj, kaynak verimliliğinin saptanması, santralin inşası ve devreye alınması gibi birçok aşamadan geçilmesi gerekiyor.
Bütün bu maliyetlerin riski yatırımcıların üzerinde ve yerin altına indikten sonra çoğu zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor. Sondaj yapılan alandaki kaynak verimliliği elektrik üretimine uygun değilse, yapılan tüm masraflar boşa gidebiliyor. En iyimser koşullarda beş yıllık bir zaman dilimine ihtiyaç var. Bugün yatırım kararı alan bir yatırımcının santralini devreye alması en erken 2031 yılını bulacaktır. Santral mevcut yasal mevzuata göre 31 Aralık 2030’dan sonra devreye alındığı için, 15 yıl sürecek YEKDEM desteğinden yararlanamayacak. Yatırımcılar bu riski gördükleri için şu anda bekle-gör dönemindeler.
Yüksek yatırım maliyetine rağmen sektöre yatırım yapmak isteyen birçok yatırımcı mevcut. Özellikle demir-çelik gibi emisyon salımı yüksek sektörlerde faaliyet gösteren şirketler, karbon ayak izlerini azaltmada jeotermali önemli bir avantaj olarak görüyor. Çünkü jeotermal santraller, mevsim ve iklim koşullarından bağımsız olarak 7 gün 24 saat enerji üretebiliyor. Kapasite faktörü %80’in üzerinde. En verimli rüzgâr enerjisi santrali ise %30 seviyesinde bir kapasite faktörü ile enerji üretebiliyor. Yatırım maliyetleri rüzgâr enerjisine göre üç kat fazla olmasına rağmen, elektrik üretimi de ona paralel olarak daha verimli. 100 MW kurulu güce sahip bir jeotermal enerji santrali, 300 MW kurulu güce sahip bir rüzgâr santralinden daha fazla enerji üretebiliyor.
Bekle-gör pozisyonundaki proje stoku yaklaşık 300 MW seviyesinde. Ancak bugün harekete geçseler dahi, 2030 sonuna kadar santralleri devreye almaları teknik olarak mümkün değil. Bu yıl içerisinde ilgili yasal düzenlemeyi yapamazsak, 2027 ve sonrasında tüm yatırım planlarının askıya alınma riski bulunuyor. 30 MW kurulu gücünde bir jeotermal santral inşa ediyorsunuz, tüm zorlukları göğüsleyerek cebinizden 100 milyon dolar harcıyorsunuz ve devreye aldığınızda YEKDEM kapsamı dışında kalıyorsunuz.
Bu konudaki taleplerimizi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kamu otoritelerine ilettik. 2040 yılına kadar uzatılmasının yatırımcılar üzerindeki etkisini anlattık. Enerji yatırımlarında fiyat ve süre belirleme yetkisi Cumhurbaşkanımızda. 2023’te yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı’nda ifade edilen 31.12.2030 tarihinin uzatılması için yeni bir Cumhurbaşkanlığı kararının yayınlanması gerekiyor. Basit bir kanun değişikliği ile yatırımlarda öngörülebilirlik sağlanabilir.
Sektör olarak bir diğer beklentimiz, jeotermalin enerji üretimi, konut ısıtması, jeotermal seracılık, termal turizm gibi birçok entegre kullanım alanına odaklanacak ayrı bir destekleme mekanizması oluşturulması. Rüzgâr ve güneş enerjisinde uzun yıllardır başarıyla uygulanan YEKA sistemi gibi Jeotermal Enerji Kaynak Alanları (JEKA) modelinin geliştirilmesi gerekiyor. Jeotermal, Türkiye’nin en güçlü yerli ve sürekli enerji kaynakları arasında yer alıyor. JEKA modeli, ilk aşamada Maden Tetkik Arama Kurumu’nun keşfettiği, jeotermal potansiyeli belirlenen alanlarda uygulanabilir. JES yatırımı yapmak isteyen yatırımcı, santralin yakınında bir jeotermal sera veya sebze meyve kurutma tesisi kurmalı. Yakındaki bir yerleşim merkezinin konut ısıtmasını sağlamalı veya bir turizm merkezinin termal suyunu temin etmelidir. Rüzgâr ve güneş YEKA’larında olduğu gibi yerli üretim koşullarının korunması ve ekipman üretiminde Türkiye’deki şirketlerin katma değer zincirinde yer alması sağlanmalıdır.
Kındap, sektördeki yatırımcıların ajandalarındaki notları şu şekilde özetliyor: Yeni jeotermal enerji yatırımlarının YEKDEM kapsamında üretim yapabilmesi için devreye alınma tarihi 31 Aralık 2030’dan 31 Aralık 2040’a çekilmeli. Eğer bu öteleme gerçekleşmezse, 2027 ve sonrasında tüm yatırım planlarının askıya alınma riski bulunuyor. Türkiye’nin temiz enerji kaynaklarının sadece rüzgâr ve güneşten ibaret olmadığı herkes tarafından bilinmeli. Türkiye’nin “2053 Net Sıfır” vizyonuna ulaşabilmesi için jeotermal kaynaklı elektrik üretimi 10 bin MW seviyesine çıkarılmalı. Rüzgâr ve güneş enerjisinde başarıyla uygulanan YEKA mekanizması, JEKA iş modeli olarak yeni bir uygulama alanına kavuşmalıdır.




