SteelWatch: Küresel Çelik Sektörü Yeşil Dönüşüme Hazır Değil

SteelWatch raporu, çelik sektörünün yeşil dönüşüm için hazırlık eksikliği olduğunu ortaya koydu.

Dünya genelinde faaliyet gösteren 18 büyük çelik üreticisini kapsayan yeni bir değerlendirme, sektörün düşük karbonlu üretime geçişte önemli bir hazırlık açığı ile karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. İlk kez yayımlanan SteelWatch Kurumsal Puan Kartı, incelenen şirketlerin hiç birinin sıfıra yakın emisyonlu üretime geçiş için yeterli düzeyde hazırlık göstermediğini gösteriyor. IEEFA analizi ise, fosil yakıt fiyatlarındaki dalgalanmanın çelik üreticileri üzerindeki etkisini detaylandırarak, bu “geçiş hazırlık açığı”nın ekonomik boyutunu daha görünür hale getiriyor.

SteelWatch tarafından hazırlanan çalışma, 11 ülkede faaliyet gösteren ve 29 ülkede operasyonları bulunan önde gelen çelik üreticilerine ait daha önce parçalı ve sınırlı şeffaflığa sahip verileri bir araya getirerek kapsamlı bir analiz sunuyor. Ancak sonuçlar, sektörün iklim hedefleriyle uyumlu bir dönüşümden hâlâ uzak olduğunu gözler önüne seriyor.

SteelWatch İcra Direktörü Caroline Ashley, değerlendirmeye ilişkin yaptığı açıklamada, “Tek bir çelik üreticisi bile 100 üzerinden 50 puanın üzerine çıkamadı. Listenin üst sıralarındaki şirketlerin dahi iklim krizi karşısında sorumlu davrandıklarını iddia edebilmeleri için önemli eksiklikleri bulunuyor.” ifadelerini kullandı.

Küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 10’unu oluşturan çelik sektörü, iklim kriziyle mücadelede kritik bir rol üstleniyor. Ancak rapora göre sektör, hâlâ kömürle çalışan yüksek fırın teknolojisine bağımlı kalmaya devam ediyor.

Raporda dikkat çeken en önemli bulgulardan biri, şirketlerin büyük çoğunluğunun kömür bazlı üretim altyapısına yatırım yapmayı sürdürmesi. Yeşil demir üretiminin ölçeklendirilmesi ve yenilenebilir enerji kullanımındaki performans ise son derece düşük seviyelerde kalıyor. Bu alanlardaki ortalama puan 25 üzerinden 1’in altında kalmış durumda.

SteelWatch’a göre “geçiş hazırlık açığı”, şirketlerin belirttikleri net sıfır hedefleri ile bu hedeflere ulaşmak için attıkları somut adımlar arasındaki farkı ifade ediyor. Mevcut tablo, bu açığın oldukça derin olduğunu gösteriyor.

En yüksek puana sahip şirketler, kömür bazlı varlıklara yeniden yatırım yapmaktan kaçınmaları ve yeşil demir üretimi ile yüksek fırınların aşamalı olarak devreden çıkarılmasına yönelik planlarıyla diğerlerinden ayrışıyor. Ancak uzmanlar, bu çabaların henüz yeterli olmadığını ve uygulama ile ölçeklendirme aşamasında hız kazanılması gerektiğini vurguluyor.

Düşük puanlı şirketlerin kömür bağımlılığı, yenilenebilir enerji kullanımındaki sınırlı ilerleme ve yeşil demir üretimine yönelik somut adımların eksikliği, düşük performansın temel nedenleri arasında yer alıyor.

Olumsuz tabloya rağmen rapor, bazı olumlu işaretlere de dikkat çekiyor. Birçok şirketin yeni yüksek fırın yatırımı planlamaması, dönüşüm açısından potansiyel bir fırsat olarak değerlendiriliyor. Bazı üreticilerin yenilenebilir enerji kullanımındaki payı dikkat çekerken, bazıları doğrudan indirgenmiş demir (DRI) kapasitesinde artış göstermesi, düşük emisyonlu üretime geçiş için bir temel oluşturuyor.

SteelWatch, açıklamaların ötesine geçilmesi gerektiğini vurgulayarak, bu on yıl içinde yapılacak yatırımların kömür bağımlılığını azaltma ve yeşil üretimi ölçeklendirme açısından belirleyici olacağını belirtiyor. Kuruluş, önümüzdeki dönemde şirketlerin performansındaki değişimi yakından izlemeye devam edeceğini açıkladı.

Küresel çelik üreticilerinin düşük karbonlu üretime geçişte ciddi bir hazırlık açığı bulunduğunu ortaya koyan SteelWatch değerlendirmesi, sektörün yalnızca iklim hedefleri açısından değil, aynı zamanda ekonomik sürdürülebilirlik bakımından da kırılgan bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor. Nitekim kömür ve doğal gaz gibi fosil yakıtlara devam eden bağımlılık, şirketleri hem emisyon baskısı hem de maliyet dalgalanmalarıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu durum, çelik sektöründeki dönüşümün ertelenmesinin yalnızca çevresel değil, finansal riskleri de büyüttüğüne işaret ediyor.

Tam da bu noktada yayımlanan yeni bir analiz, fosil yakıt fiyatlarındaki oynaklığın çelik üreticileri üzerindeki etkisini detaylandırarak, söz konusu “geçiş hazırlık açığı”nın ekonomik boyutunu daha görünür kılıyor.

Institute for Energy Economics and Financial Analysis (IEEFA) tarafından yayımlanan “Tempering Risk: Steelmakers Count Costs of Fossil Fuel Price Volatility” başlıklı analiz, çelik sektörünün yalnızca emisyon azaltımı değil, aynı zamanda enerji maliyetlerindeki dalgalanma nedeniyle de artan bir finansal riskle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Analize göre, çelik üretiminde temel girdiler arasında yer alan doğal gaz ve metalurjik kömür fiyatlarında son yıllarda belirgin bir oynaklık artışı yaşanıyor. Özellikle jeopolitik gelişmelerin etkisiyle enerji piyasalarında yaşanan arz kesintileri, bu dalgalanmayı daha da derinleştiriyor.

IEEFA, küresel enerji fiyatlarının son dört yıl içinde ikinci kez ciddi bir yükseliş trendine girdiğine dikkat çekerek, özellikle Orta Doğu kaynaklı gelişmelerin enerji arz güvenliği üzerindeki belirsizlikleri artırdığını vurguluyor. Bu durum, çelik üreticilerinin maliyet yapısını doğrudan etkiliyor ve planlama süreçlerini zorlaştırıyor.

Raporda, sektörün düşük emisyonlu üretime geçişte öne çıkan teknolojilerinden biri olan doğrudan indirgenmiş demir (DRI) kapasitesinin 2030’a kadar önemli ölçüde artmasının beklendiği belirtiliyor. Ancak bu kapasitenin büyük ölçüde doğal gaz bazlı olması, sektörün fosil yakıtlara bağımlılığını tamamen ortadan kaldırmak yerine farklı bir risk türüne maruz bırakıyor.

IEEFA’ya göre, planlanan tüm yeni DRI yatırımlarının doğal gaz ile çalışması durumunda sektörün gaz tüketimi 2022 seviyelerine kıyasla yaklaşık yüzde 25 artabilir. Bu da çelik üreticilerini giderek daha oynak bir enerji piyasasına daha fazla bağımlı hale getirebilir.

Ayrıca, küresel DRI üretiminin yaklaşık üçte birinin Orta Doğu’da yoğunlaşması, bölgedeki jeopolitik risklerin üretim sürekliliği üzerinde doğrudan etkili olabileceğine işaret ediyor.

Enerji fiyatlarındaki dalgalanma yalnızca büyük üreticileri değil, daha küçük ölçekli işletmeleri de etkiliyor. Analizde, Hindistan’da doğal gaz arzındaki kısıtların küçük üreticiler üzerinde doğrudan üretim baskısı yarattığı, büyük üreticilerin ise sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedarikindeki zorluklar nedeniyle kapasite yönetiminde zorlandığı ifade ediliyor.

Bunun yanı sıra, kömür fiyatlarının da lojistik maliyetler ve arz sorunları nedeniyle yükseliş eğiliminde olduğu belirtiliyor. Bu çift yönlü maliyet baskısı, çelik sektöründe kârlılığı ve yatırım kararlarını doğrudan etkileyen bir unsur olarak öne çıkıyor.

Analize göre, çelik üreticileri için uzun vadede en önemli çözüm yollarından biri, doğrudan yenilenebilir enerji tedarikine yönelmek. Bu yaklaşımın, hem fiyat oynaklığını azaltabileceği hem de üretim maliyetlerini daha öngörülebilir hale getirebileceği ifade ediliyor.

SteelWatch’un ortaya koyduğu düşük hazırlık düzeyi ile IEEFA’nın vurguladığı maliyet oynaklığı birlikte değerlendirildiğinde, çelik sektöründe dönüşümün ertelenmesinin çok boyutlu bir risk yarattığı görülüyor. Fosil yakıtlara bağımlılığın sürmesi, şirketleri hem iklim politikaları hem de piyasa dinamikleri karşısında daha kırılgan hale getirirken, yeşil üretime geçişin hızlandırılması artık yalnızca çevresel değil, stratejik bir zorunluluk olarak öne çıkıyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu