Piyasalarda Dalgalanma: Petrol Fiyatları 110 Doları Geçti
Petrol fiyatları, ABD-Iran müzakerelerinin tıkanması ve arz sıkıntıları nedeniyle 110 doların üzerine çıktı.
ABD ile İran arasındaki müzakerelerin tıkanması ve Hürmüz Boğazı’ndaki arz sıkıntısı, petrol fiyatlarının 110 doların üzerine çıkmasına neden oldu. Küresel piyasalarda enflasyon endişeleri artarken, teknoloji hisseleri ve emtialarda satış baskısı dikkat çekiyor. Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) OPEC’ten ayrılma kararı, enerji piyasalarında yeni bir dönemin habercisi olabilir.
Küresel piyasalar, ABD ile İran arasındaki müzakerelerde ilerleme sağlanamamasını fiyatlamaya başladı. ABD tarafı, İran’ın önerisini yetersiz bulurken, Tahran yönetimi savaşın sona ermesi, deniz ablukasının kaldırılması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması şartlarını öne sürüyor. Tarafların kırmızı çizgilerinin sertliği, kısa vadede çözüm ihtimalini zayıflatıyor.
Jeopolitik risklerin yeniden fiyatlanmasıyla birlikte Brent petrolün varil fiyatı 110 doların üzerine çıktı. Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi sayısının günlük 125-140 seviyesinden sadece 7 gemiye kadar düşmesi, arz daralmasının boyutunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Dünya Bankası, enerji fiyatlarının 2026’da %24 artarak Ukrayna savaşından bu yana en yüksek seviyelere ulaşabileceği uyarısında bulundu.
BAE’nin OPEC ve OPEC+’tan ayrılma kararı, piyasalar açısından kritik bir gelişme olarak öne çıkıyor. Bu adım, üretim kotalarının ortadan kalkması, daha fazla üretim esnekliği ve uzun vadede fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı anlamına geliyor. Ancak kısa vadede arzın zaten sıkışık olması nedeniyle asıl etkinin Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasıyla hissedileceği değerlendiriliyor.
“Ne savaş ne barış” ortamında enerji fiyatlarının yüksek seyretmesi, küresel piyasalarda belirsizliği artırıyor. Bu durum enflasyon beklentilerini yükseltirken, riskli varlıklara olan talebi azaltıyor ve yatırımcıları güvenli limanlara yönelmeye itiyor.
Artan belirsizlikle birlikte yatırımcıların kâr realizasyonuna yönelmesi, kıymetli metalleri baskıladı. Altın fiyatları 4.700 dolardan 4.550 dolara, gümüş ise 76 dolardan 72 dolara geriledi. Teknik görünüm, aşağı yönlü eğilimin kısa vadede ağır bastığını gösteriyor.
Risk iştahındaki düşüş, hisse senedi piyasalarına da yansıdı. Nasdaq Composite endeksi günü yaklaşık %1 düşüşle tamamladı. OpenAI’ın büyüme hedeflerinin altında kalması, yapay zekâ yatırımlarının sürdürülebilirliği konusunda soru işaretlerini artırdı ve bu gelişme, teknoloji hisselerinde satış baskısını hızlandırdı.
Piyasaların odağında, “Magnificent Seven” olarak bilinen teknoloji devlerinin finansalları yer alıyor. Microsoft, Alphabet, Amazon ve Meta Platforms’un ardından Apple da yarın bilanço açıklayacak. Sonuçlar, teknoloji rallisinin devam edip etmeyeceği konusunda belirleyici olacak.
Piyasalar ayrıca Federal Reserve toplantısına odaklanmış durumda. Faizlerin sabit tutulması beklenirken, Başkan Jerome Powell’ın mesajlarının tonu kritik olacak. ABD 10 yıllık tahvil faizi %4,35 seviyesine yükselirken, dolar endeksi sınırlı değer kazandı.
Yurt içi piyasalarda da küresel satış dalgası hissedildi. BIST 100 endeksi %1,8 düşerken, bankacılık endeksi %2 geriledi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın net rezervlerinde iki günde yaklaşık 7 milyar dolarlık erime dikkat çekti. Ekonomik aktivitedeki yavaşlama, üretim verilerine de yansıyor. Türkiye’nin güçlü olduğu beyaz eşya sektöründe, ilk çeyrekte satışlar %19 daraldı ve toplam satış 6,3 milyon adede düştü. Bu durum, hem iç hem dış talepte zayıflamaya işaret ediyor.
Bu bağlamda, Fenerbahçe üzerinden yapılan yapısal sorun vurgusu dikkat çekiyor. Kulüpte sürekli teknik direktör değişiklikleri, kadro istikrarsızlığı ve kısa vadeli çözümler, başarıyı zorlaştırıyor. Bu durum, Türkiye ekonomisine benzetilerek, “Aynı hataları tekrarlayıp farklı sonuç beklemek mümkün değil.” şeklinde özetleniyor.
Uzmanlara göre, hem küresel piyasalarda hem Türkiye ekonomisinde ortak tema olarak jeopolitik risklerin artması, enflasyon baskısının güçlenmesi ve yapısal sorunların derinleşmesi dikkat çekiyor. Kalıcı çözüm ise kısa vadeli politikalar değil, yapısal reformlar ve uzun vadeli stratejiler üzerinden mümkün.




