Orient Express, lüks otel markası olarak İstanbul’a geri dönüyor

Accor, Orient Express markasını İstanbul’a getirerek Türkiye’deki lüks otel segmentini güçlendiriyor.

Türkiye, turizm alanında yalnızca ziyaret edilen bir ülke olmanın ötesine geçerek, uluslararası markaların uzun vadeli stratejilerinde merkezi bir konuma yükseldi. Fransız otel grubu Accor, Türkiye’deki mevcut 82 otel sayısını 2030 yılına kadar 100’e çıkarmayı hedeflerken, efsanevi Orient Express markasını İstanbul’a getirerek lüks segmentteki varlığını güçlendiriyor. Accor Strateji Direktörü ve Orient Express CEO’su Gilda Perez Alvarado, “Türkiye bizim için sadece bir pazar değil, aynı zamanda bir destinasyon stratejisidir” diyerek, her projelerinin kendi başına bir destinasyon olacağını vurguladı. Alvarado, İstanbul’un kültürel zenginliği ve tarihi mirası ile kendileri için özel bir şehir olduğunu belirtti ve insanların sadece bir gece konaklayacakları oteller değil, unutulmaz deneyimler yaşayacakları alanlar yaratma hedefinde olduklarını ifade etti.

İstanbul’da düzenlenen Turizm Yatırım Forumu’nda (TIF 2026) konuşan Alvarado, grubun büyüme stratejisini şu şekilde açıkladı: “Yan yana tamamen aynı oteli açmayacağız. İster bizim olsun ister rakiplerimizin, aynı mahallede aynı konseptte iki otel bulunmamalı. Her yatırım, bulunduğu bölgeye ve şehrin genel yapısına değer katmalı. Bu sadece bizim için değil, yatırımcılarımız için de mantıklı olmalı. Her projeyi kendi başına anlamlı bir destinasyon haline getiriyoruz. Türkiye’de doğru lokasyon ve doğru konsept seçimi, uzun vadeli başarı için kritik öneme sahip.”

Accor’un yönettiği markalar arasında Swissotel, Fairmont, Sofitel, Rixos, Banyan Tree ve Emblems Collection gibi önemli isimler yer alıyor. Alvarado, “Türkiye’de her otel, kendi başına bir destinasyon olmalı. Otel açmak kolaydır; ancak bir mahalleye veya şehrin kültürel dokusuna anlam katmak zordur. İşte biz bunu yapıyoruz” dedi.

Türkiye, yıl sonundan itibaren yeni CEO’suyla yeniden hayata dönecek olan tarihi Orient Express’i de ağırlayacak. 1883 yılında Paris’ten İstanbul’a ilk lüks tren seferiyle ün kazanan Orient Express, sadece bir ulaşım aracı olmanın ötesine geçerek bir kültür ikonu haline geldi. Agatha Christie’nin 1934 tarihli romanı “Murder on the Orient Express” ile edebiyat tarihinde ölümsüzleşen bu marka, 2022’de Accor tarafından satın alındı. Alvarado, markayı yeniden canlandırmak için Louis Vuitton ve Dior gibi markaların sahibi LVMH ile stratejik iş birliği gerçekleştirdi. Orient Express artık sadece trenlerden ibaret değil; oteller, yatlar ve deneyim odaklı seyahatlerle de somutlaştırılacak. Orient Express, yıl sonundan itibaren Roma-İstanbul ve 2028’de Paris-İstanbul seferlerine başlayacak. Şirketin dikkat çeken projelerinden biri ise dünyanın en büyük yelkenli yatı olan The Corinthian. Bu yat, 54 süit, Michelin yıldızlı şef Yannick Alléno yönetimindeki beş restoran, wellness ve eğlence alanlarıyla donatılacak ve Haziran 2026’da Akdeniz ve Karayipler rotalarında seferlere başlayacak. Orient Express’in yolcu profili ise hayranlar, ultra yüksek gelir grubundakiler ve “hayatında bir kez olsun denemek” isteyenlerden oluşuyor.

Orient Express’in İstanbul’daki son durağı olarak tarihi Sirkeci Garı öne çıkıyor, ancak farklı seçenekler de değerlendiriliyor. Tarihi Pera Palas Oteli, markanın İstanbul hikâyesinde özel bir yere sahip. Alvarado, “İstanbul’da yalnızca bir istasyon seçmek yerine, şehrin kültürel ve sosyal dokusuna değer katacak seçenekler yaratıyoruz” diyerek, Pera Palas gibi tarihi otellerin hem misafirler hem de yerel halk için anlam taşıması gerektiğini belirtti. Roma’da açılan Orient Express La Minerva adlı otel ve lokantası Gigi gibi örnekler, bu yaklaşımı destekliyor. Her bileşen, İstanbul destinasyonuna katkı sağlıyor.

Alvarado’ya göre Türkiye, hem yerel hem de uluslararası turizm için olağanüstü bir destinasyon. İstanbul’un mükemmel bir havalimanı ve havayolu şirketine sahip olduğunu belirten Alvarado, “Altyapı ve coğrafi konumu oldukça iyi, ulaşım kolay. Paris’ten 3 saatte hafta sonu için İstanbul’a gelebilirsiniz. Bu nedenle Türkiye’nin potansiyeli sınırsız. Toplantılar, teşvik grupları, kültür, hafta sonu tatili… Her şey mevcut. Accor gibi bir şirket de bu potansiyele değer katabilir” dedi. Lüks ve ultra lüks turistlerin Türkiye’ye gelmeye başladığını belirten Alvarado, “Daha fazlası gelecek. Destinasyonu herkes bilmiyordu veya tam anlamıyordu. Ancak artık durum değişiyor. Türkiye’de lüks ve ultra lüks gezginler için inanılmaz bir potansiyel var” diye konuştu. 2030 hedefi ve yeniden hayata dönen Orient Express’in İstanbul’u unutmaması, Türkiye’nin turizmdeki stratejik önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Alvarado, “İstanbul artık sadece bir varış noktası değil; yeniden yazılan bir efsanenin kalbi” diyerek, Accor’un Türkiye’nin kültürel, tarihi ve modern dokusuna değer katan projelerle misafirlere unutulmaz deneyimler sunma çabasını vurguladı.

Accor’un Türkiye’de 2030 yılına kadar 100 otele ulaşma hedefi, yalnızca operasyonel bir büyüme planı değil; aynı zamanda önemli bir sermaye tahsisi stratejisi anlamına geliyor. Grup, varlık-hafif (asset-light) modeli doğrultusunda doğrudan mülkiyet yerine yönetim ve franchise anlaşmalarına ağırlık vererek sermaye verimliliğini artırmayı amaçlıyor. Bu model, yatırımcılar açısından daha düşük bilanço riski ve daha yüksek özkaynak getirisi potansiyeli sunuyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu