İhracatta Sürdürülebilirlik İçin Navlun Desteği Şart

Türkiye’nin gıda ihracatında navlun desteğinin önemi artıyor. Rekabet avantajının korunması için acil önlemler gerekiyor.

Türkiye, gıda ihracatında önemli bir yere sahip olan hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar sektöründe, küresel ticaretteki artan rekabet, yükselen maliyetler ve değişen jeopolitik dengeler nedeniyle zorlu bir süreçten geçiyor.

Güneydoğu Anadolu Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Celal Kadooğlu, Türkiye’nin ana ihraç kalemlerinde güçlü bir konumda olduğunu ancak rekabet avantajının giderek azaldığını ifade etti. Kadooğlu, ihracatta sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için navlun desteğinin etkin bir şekilde yeniden uygulanması gerektiğini vurguladı.

Navlun maliyetlerinin yanı sıra yapısal ve politik dezavantajların da rekabet gücünü olumsuz etkilediğini belirten Kadooğlu, Mısır’ın düşük enerji ve işçilik maliyetleri, devlet destekli sübvansiyonlar ve bölgesel ticaret anlaşmaları sayesinde önemli bir avantaj elde ettiğini dile getirdi. Kadooğlu, “Mısır, Arap Birliği üyeliği ve Afrika Kıtasal Serbest Ticaret Alanı (AfCFTA) sayesinde ciddi vergisel ve lojistik avantajlara sahip. Türkiye ise bu blokların dışında kalıyor. Avrupa Birliği ile Gümrük Birliği anlaşmamız olmasına rağmen, makarna, bulgur ve şekerleme gibi ürünlerde uzun yıllardır değişmeyen kotalar nedeniyle AB pazarındaki potansiyelimizi yeterince değerlendiremiyoruz. Sonuç olarak, Türkiye’nin pazar erişim avantajı her geçen yıl biraz daha azalıyor” dedi.

Geçmişte uygulanan navlun desteklerinin sektöre önemli katkılar sağladığını hatırlatan Kadooğlu, sektörün acil taleplerini şöyle sıraladı: “İşçilik maliyetlerine yönelik destek mekanizmalarının güçlendirilmesi, döviz kurunun enflasyonla uyumlu bir seyir izlemesi, döviz dönüşüm desteğinin yüzde 3’ten en az yüzde 5-6 seviyelerine çıkarılması ve lojistik hassasiyeti yüksek pazarlara özel hedefli navlun destek modeli oluşturulması en önemli taleplerimiz arasında. Bu adımlar yalnızca ihracatçıyı değil, aynı zamanda istihdamı, sanayi üretimini ve tarım-sanayi entegrasyonunu da doğrudan destekleyecektir. Hububat ve bakliyat sektörü, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi için stratejik bir öneme sahiptir. Yapıcı bir yaklaşım, hem bölgesel kalkınmayı hem de Türkiye’nin küresel gıda tedarik zincirindeki yerini güçlendirecektir.”

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu