Moderna: Beyrut’tan Boston’a Uzanan Başarı Hikayesi
Moderna, COVID-19 sonrası kanser tedavisine yönelerek yeni bir başarı hikayesi yazıyor.
HABER MERKEZİ
Bir şirketin mevcut durumunu anlamak, yalnızca bugüne bakarak mümkün değildir. Moderna’nın hikayesi de bu gerçeği yansıtıyor. COVID-19 aşısıyla dünya çapında tanınan Moderna, pandeminin sona ermesiyle birlikte yeni bir yön belirleyerek hedeflerine ulaşma yolunda ilerliyor. Salgının ardından aşı talebinin azalması, şirketin en önemli ürünü olan Spikevax’ın satışlarını olumsuz etkiledi. Ancak Moderna, bu durumu fırsata çevirerek uzun yıllardır geliştirdiği mRNA teknolojisini farklı hastalıklara, öncelikle kansere uygulamak için harekete geçti.
Son günlerde bu alanda önemli bir gelişme yaşandı. Moderna ve Merck, 19 Ağustos’ta kişiye özel mRNA tedavisi (intismeran autogene) ile bağışıklık ilacı (pembrolizumab) kombinasyonunu içeren Faz 3 çalışmasının olumlu sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Melanom hastaları üzerinde gerçekleştirilen bu araştırmada, tümörleri cerrahi müdahale ile tamamen temizlenmiş bireylere bu ikili tedavi uygulandı. Elde edilen başarılı sonuçlar, Moderna’nın yenilikçi teknolojisinin yeniden dünya gündemine gelmesini sağladı.
13 Yaşında Ülkesini Terk Etti
Ancak Moderna’nın öyküsü yalnızca kanser çalışmasıyla başlamıyor. Şirketin bugüne geldiği noktayı daha iyi anlayabilmek için geçmişe dönmek gerekiyor. Moderna’nın en dikkat çekici isimlerinden biri olan Noubar Afeyan, 1962 yılında Beyrut’ta dünyaya geldi. Lübnan İç Savaşı başladığında henüz 13 yaşındayken ailesiyle birlikte Kanada’ya göç etti. Eğitim hayatına ABD’de devam eden Afeyan, MIT’de biyokimya alanında doktora yaptı. Bilim insanı kimliğinin yanı sıra girişimci olarak da öne çıktı ve biyoteknoloji alanında birçok şirketin kuruluşuna öncülük etti.
Afeyan, bilim insanlarının laboratuvar ortamında gerçekleştirdiği çalışmaları ticari bir başarıya dönüştürmeye çalışan bir girişimci olarak yolculuğuna başladı. mRNA teknolojisi henüz günümüzdeki kadar ilgi görmediği yıllarda bu alana yatırım yapan öncülerden biri oldu.
Moderna 2010 Yılında Boston’da Kuruldu
Moderna’nın temelleri 2010 yılında Boston’da atıldı. Afeyan’ın yanı sıra MIT Profesörü Robert Langer, Derrick Rossi, Kenneth Chien ve Timothy Springer gibi bilim insanları da bu sürece katkıda bulundu. Üzerinde çalıştıkları fikir, hücrelere geçici genetik talimat taşıyan mRNA’yı kullanarak insan vücudunda istenen proteinlerin üretilmesini sağlamaktı.
mRNA, hücreye geçici talimatlar taşıyan bir molekül olarak işlev görüyor. DNA’nın ana arşiv olduğunu düşünürsek, mRNA bu arşivdeki belirli bilgilerin hücrenin protein üretim merkezine taşınan kısa süreli kopyası gibi çalışıyor. Hücre bu talimatları kullanarak protein üretiyor ve ardından mRNA parçalanıyor. Moderna’nın yıllardır üzerinde çalıştığı fikir de bu mekanizmayı ilaç ve aşı geliştirmede kullanabilmekti.
Ancak bu süreç teorideki kadar basit değildi. mRNA, oldukça hassas bir molekül olup vücuda verildiğinde hızla parçalanabiliyordu. Ayrıca hücrelere güvenli bir şekilde ulaştırılması gerekiyordu. Moderna’nın ilk yılları, bu sorunların üstesinden gelmek için araştırmalarla geçti.
İlk Yıllarda Biyoteknoloji Şirketiydi
Şirketin CEO koltuğuna 2011 yılında Stéphane Bancel oturdu. Bancel, geçmişi itibarıyla laboratuvar yerine ilaç sektörünün yönetim alanında deneyim sahibiydi. Moderna’dan önce Fransız tanı şirketi bioMérieux’da CEO olarak görev yaptı. Daha önce de Eli Lilly’de çeşitli yönetim, üretim ve tedarik zinciri görevlerinde bulundu. Moderna’nın bilimsel bir fikri küresel ölçekte bir şirkete dönüştürmesi gereken dönemde Bancel’in görevi de tam olarak buydu ve günümüzde de CEO olarak görevine devam etmektedir.
İlk yıllarda Moderna, bugünkü halinden oldukça uzaktı. 2020 yılına kadar ticari ürünü olmayan, araştırmalara büyük miktarda yatırım yapan bir biyoteknoloji şirketiydi. Sürekli zarar eden Moderna, 2017 yılında 255,9 milyon dolar zarar etmiş ve 2019 sonunda bu rakam 1,5 milyar dolara ulaşmıştı. O dönemde şirket, geliştirdiği ilaçlardan anlamlı bir ticari gelir elde edememekteydi. Yani Moderna, pandemi öncesinde milyarlarca dolarlık satış yapan bir ilaç şirketi değildi; aksine yatırımcıların yıllarca desteklediği, ancak henüz ürününü pazara sunamamış bir biyoteknoloji girişimiydi.
Milyonlarca İnsan Tarafından Takip Edilen Şirket Oldu
2020 yılı geldiğinde, COVID-19 pandemisi Moderna’nın yıllarca süren araştırmalarını bir anda dünya gündemine taşıdı. Şirketin geliştirdiği mRNA-1273 aşısı, daha sonra Spikevax adıyla piyasaya sunuldu. Aralık 2020’de ABD ve Kanada’da acil kullanım izni aldı. Yıllarca ticari ürünü bulunmayan Moderna, birkaç ay içerisinde dünyanın en önemli aşı üreticilerinden biri haline geldi.
Bu dönüşüm, yalnızca şirketin finansal durumunu değil, aynı zamanda mRNA teknolojisine bakış açısını da değiştirdi. Birkaç yıl önce sınırlı bir kitle tarafından takip edilen bu teknoloji, milyonlarca insanın hayatına dokunan bir aşı ile kendini kanıtladı.
Ancak bu sefer başka bir sorun ortaya çıktı. Pandemi sona erdiğinde COVID-19 aşılarına olan olağanüstü talep de geriledi. İnsanların düzenli olarak aşılandığı dönem geride kalırken, Spikevax satışları düştü. Moderna’nın karşılaştığı yeni soru ise, pandemi döneminde elde ettiği büyümeyi nasıl sürdürebileceğiydi. Cevap yine mRNA teknolojisinde gizliydi. Moderna, bu teknolojiyi grip, RSV ve diğer bulaşıcı hastalıkların yanı sıra kanser tedavilerinde de kullanmaya yöneldi. Kanser tedavisindeki yaklaşımı ise COVID-19 aşısından daha kişiseldi.
Burada standart bir aşıdan bahsetmiyoruz. Hastanın tümöründen alınan örnekler inceleniyor, kanser hücrelerinde bulunan mutasyonlar belirleniyor ve bağışıklık sisteminin tanıyabileceği neoantijenler seçiliyor. Bu bilgiler kullanılarak o hastaya özel mRNA tedavisi hazırlanıyor. Mantık oldukça basit: Kanser hücreleri bağışıklık sisteminden saklanabiliyor. Kişiye özel mRNA tedavisinin amacı, bağışıklık sistemine bu hücreleri daha iyi tanıyabileceği hedefler sunmaktır.
Moderna, bu süreci tek başına yürütmüyor. Merck ile yapılan ortaklık, bu programın önemli bir parçasını oluşturuyor. İntismeran autogene ile Merck’in pembrolizumab etken maddeli Keytruda’sı birlikte kullanılıyor. Keytruda, bağışıklık sisteminin kanserle mücadelesindeki fren mekanizmalarından birini hedeflerken, kişiye özel mRNA yaklaşımı bağışıklık hücrelerine hedef göstermek üzerine kuruluyor.
19 Ağustos’ta açıklanan INTerpath-001 çalışmasının sonuçları bu nedenle büyük önem taşıyor. Çalışmada, ameliyatla tamamen çıkarılmış yüksek riskli melanom hastalarında intismeran autogene ile pembrolizumab kombinasyonu değerlendirildi. Moderna, çalışmanın nüksetmesiz sağkalım ve uzak metastazsız sağkalım açısından olumlu sonuçlar verdiğini açıkladı. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var: Bu sonuç, “Moderna kansere çare buldu” anlamına gelmiyor. Henüz tüm kanserleri ortadan kaldıran bir tedavi mevcut değil. Söz konusu olan, belirli bir hasta grubunda, belirli bir kanser türü için yürütülen klinik çalışmanın olumlu sonuçlarıdır. Tedavinin kullanılabilmesi için düzenleyici süreçlerin de tamamlanması gerekiyor.
Kanserde de İşe Yaracak mı?
Moderna açısından asıl hikaye daha büyük bir resme işaret ediyor. Şirket 2010 yılında mRNA üzerine yatırım yaparken, bu teknoloji henüz ticari başarısını kanıtlamamıştı. Yıllarca zarar etti ve yatırımcı desteğine ihtiyaç duydu. Sonra COVID-19 pandemisi geldi ve aynı teknoloji, Moderna’yı dünyanın en çok konuşulan biyoteknoloji şirketlerinden birine dönüştürdü. Pandeminin ardından satışlar düştüğünde, bu kez aynı platformun kanser gibi daha karmaşık bir alanda işe yarayıp yaramayacağı sorgulanmaya başlandı.
Beyrut’taki savaş nedeniyle ülkesini terk eden 13 yaşındaki bir çocuğun, yıllar sonra Boston’da kurulan bir biyoteknoloji şirketinin arkasındaki isimlerden biri haline gelmesi, hikayenin insani yönünü oluşturuyor. Moderna’nın önündeki asıl sınav ise bundan sonra başlıyor: COVID-19 dönemindeki olağanüstü başarısını, kalıcı ve farklı hastalıklara yönelik bir ilaç platformuna dönüştürebilecek mi? Şirketin geleceğini belirleyecek soru artık yalnızca “mRNA çalışıyor mu?” değil. Asıl soru, mRNA ile kaç farklı hastalık için gerçekten işe yarayan ilaç geliştirilebileceğidir. Moderna’nın hikayesinin yeni bölümü de burada başlıyor.




