Kentsel Dönüşümdeki Atık Yönetimi Sorunları ve Asbest Riski

Kentsel dönüşüm sürecinde atık yönetimi, asbest riski ve denetim eksiklikleri üzerine detaylı bir inceleme.

FERZAN ÇAKIR

Türkiye, deprem riski nedeniyle milyonlarca konutun yenilenmesi gerekliliği ile karşı karşıya. Uzmanların değerlendirmelerine göre, ülkedeki yaklaşık 19 milyon konuttan 6 ila 7 milyonunun güçlendirilmesi veya yenilenmesi gerekiyor. Ancak kentsel dönüşüm, yalnızca yeni ve güvenli binaların inşasıyla sınırlı değil; her yıkılan yapı, beraberinde büyük bir atık yükü de getiriyor.

Yapıların deprem güvenliği tartışmaları sürerken, inşaat ve yıkıntı atıklarının yönetimi ve içerdikleri tehlikeli maddeler çoğu zaman göz ardı ediliyor. TMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi Başkanı Ömür Yaşayan, Türkiye’nin yapı stokunu yenilerken çevre ve halk sağlığı açısından önemli bir sınav verdiğini belirtiyor.

Mevcut yapı stokunun büyük kısmını betonarme yapılar oluşturuyor. Bu nedenle yıkım sonrası ortaya çıkan atıkların çoğunluğunu beton, tuğla kırıkları, metal, cam, ahşap ve alçı gibi malzemeler oluşturuyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştiraklerinden İSTAÇ’ın 2024 faaliyet raporuna göre, kentte yılda yaklaşık 20 milyon ton hafriyat toprağı resmi sahalara ulaşıyor. Ancak Yaşayan, kayıt dışı dökümler ve kaçak uygulamalar nedeniyle bu miktarın daha yüksek olabileceğini ifade ediyor.

Yaşayan, “Kentsel dönüşüm hızlandıkça inşaat ve yıkıntı atıkları da artıyor. Ancak bu atıkların ne kadarının ayrıştırıldığı, geri kazanıldığı, depolandığı ve kayıt dışı kaldığına dair net bir bilgiye sahip değiliz. Sağlıklı bir atık yönetimi için güvenilir verilere ihtiyaç var” diyor. Sorunun yalnızca atığın miktarıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda bu atığın nasıl yönetildiği ve ne kadarının ekonomiye kazandırıldığı gibi unsurların da kritik öneme sahip olduğunu vurguluyor.

Asbest Tehlikesi ve Denetim Eksiklikleri

Kentsel dönüşüm sürecinde dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri de asbest. 2010 yılında yasaklanmış olmasına rağmen, eski yapı stokunda hala varlığını sürdürüyor. Asbestin en büyük tehlikesinin gözle görülmemesi olduğunu belirten Yaşayan, “Asbest maruziyetiyle ortaya çıkan hastalıklar genellikle yıllar sonra kendini gösteriyor. Mezotelyoma ve akciğer kanseri gibi ciddi hastalıklar, maruziyetten 20 ila 40 yıl sonra ortaya çıkabiliyor” diyor.

Bu nedenle yıkım öncesinde asbest envanterinin hazırlanması ve tehlikeli maddelerin kontrollü bir şekilde sökülmesi gerekiyor. Ancak İstanbul’daki denetim verileri, önemli eksiklikler olduğunu gösteriyor. TMMOB İstanbul Asbest Raporu’na göre, İstanbul’un 39 ilçesinin yalnızca sekizinde yıkım öncesi asbest denetimi yapılıyor. 2017 yılında yıkılan 1.594 binadan 385’inde asbest tespit edildiği belirtiliyor. Bu da denetlenen her dört binadan birinde asbest bulunduğu anlamına geliyor.

Geri Dönüşümde Avrupa’nın Gerisindeyiz

İnşaat ve yıkıntı atıkları yönetiminde Türkiye’nin durumu, Avrupa verileriyle de karşılaştırıldığında oldukça zayıf. Eurostat 2020 verilerine göre Türkiye, inşaat ve yıkım atıklarının geri kazanım oranında yüzde 1 ile Avrupa’nın en alt sıralarında yer alıyor. Belediye atıklarının genel geri dönüşüm oranı ise yüzde 12,3 ile 36 Avrupa ülkesi arasında sondan üçüncü sırada bulunuyor. Almanya’da bu oran yüzde 71,1 seviyesine ulaşıyor.

Yaşayan, bu durumun yalnızca tesis eksikliğiyle açıklanamayacağını, denetim eksikliği, kayıt sistemlerinin yetersizliği ve geri dönüştürülmüş malzemelere yönelik piyasanın gelişmemiş olmasının da etkili olduğunu belirtiyor. Kaynakta ayrıştırma yapılmadan ve geri dönüştürülmüş ürünlere yönelik talep oluşturulmadan geri kazanım oranlarının artırılmasının mümkün olmadığını vurguluyor.

Kaçak Döküm Sorunu

İstanbul’da yıkıntı atıkları ve hafriyat yönetiminde öne çıkan bir diğer sorun ise kaçak döküm. Yaşayan, bu durumun yalnızca bireysel ihlallerle açıklanamayacağını, sistemin kendisinin de bu sorunu ürettiğini ifade ediyor. “Resmi bertaraf maliyetli ve uzak, kaçak döküm ise hızlı ve ücretsiz. Uzak sahalara gitmek istemeyen kamyon şoförlerinin yol kenarlarına, hatta mezarlık yanlarına kaçak döküm yaptığı belgelenmiştir” diyor. İSTAÇ verilerine göre, İstanbul’daki bazı hafriyat sahalarının doluluk oranları kritik seviyelere ulaşmış durumda. Silivri-Seymen ve Çatalca-Muratbey sahalarında doluluk oranlarının yüzde 99 seviyelerine yaklaştığı belirtiliyor.

Betonun Yeniden Kullanımı

Uzmanlara göre, inşaat ve yıkıntı atıkları konusunda en önemli sorunlardan biri geri dönüştürülebilir malzemelerin yeterince ekonomiye kazandırılamaması. Yaşayan, özellikle betonun önemli bir kaynak olduğunu belirtiyor. “Geri dönüştürülmüş beton yüzde 100 geri kazanılabilir. Yıkım sonrası elde edilen betonun uygun şekilde ayrıştırılıp kırılarak yeniden agrega olarak kullanılması mümkün. Ancak bunun için atığın kaynağında ayrılması ve uygun tesislere yönlendirilmesi gerekiyor” diyor. İSTAÇ’ın hafriyat sahalarında saatte 200 ton kapasiteli geri kazanım tesisleri bulunduğunu hatırlatan Yaşayan, sistemin yalnızca tesis kurmakla çözülemeyeceğini vurguluyor.

Seçici Yıkım ve Yerinde Söküm Uygulamaları

Uzmanlar, çözümün önemli bir parçası olarak seçici yıkım uygulamalarının yaygınlaştırılmasını öneriyor. Seçici yıkım, metal, cam, ahşap, beton ve tehlikeli maddelerin yıkım öncesinde veya yıkım sırasında ayrı ayrı toplanmasını öngörüyor. Bu yöntem, hem tehlikeli maddelerin çevreye yayılmasını önlüyor hem de geri dönüştürülebilir malzemelerin ekonomiye kazandırılmasını kolaylaştırıyor. Yerinde söküm uygulamaları ise yapının doğrudan iş makineleriyle yıkılması yerine kontrollü bir şekilde parçalarına ayrılmasını ifade ediyor. Bu sayede yapı elemanlarının bir kısmı yeniden kullanılabilir halde korunabiliyor.

Olası İstanbul Depremi İçin Planlama Yeterli Mi?

Yaşayan, mevcut sistemin olası büyük bir deprem sonrası ortaya çıkacak enkaz yükünü karşılayıp karşılayamayacağına dikkat çekiyor. Bugün yalnızca İstanbul’da yılda yaklaşık 20 milyon ton hafriyat toprağı oluştuğunu hatırlatan Yaşayan, olası büyük bir deprem sonrasında bu miktarın katbekat artabileceğini belirtiyor.

ÇMO’nun Çözüm Önerileri

ÇMO İstanbul Şubesi, kentsel dönüşüm sürecinde çevresel risklerin azaltılması için şu adımları öneriyor:

■ İstanbul’un 39 ilçesinde yıkım öncesi asbest denetiminin zorunlu hale getirilmesi
■ Seçici yıkım uygulamalarının etkin biçimde denetlenmesi
■ Atıkların oluşumundan bertarafına kadar dijital olarak takip edildiği şeffaf sistemlerin kurulması
■ Kayıt dışılığın azaltılması ve veri altyapısının güçlendirilmesi
■ Geri dönüştürülmüş inşaat malzemelerinin kamu projelerinde kullanımının teşvik edilmesi
■ Mobil geri dönüşüm ve yerinde söküm uygulamalarının yaygınlaştırılması
■ Tehlikeli madde envanterlerinin standart hale getirilmesi

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu