Ortadoğu’da Yeni Güç Dinamikleri: Lübnan ve Irak’taki Gelişmeler

Ortadoğu’da ABD’nin yeni stratejileri, Lübnan’da barış ve Irak’ta yolsuzluk operasyonları ile şekilleniyor.

ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve El-Esad Üssü’nün Irak yönetimine devredilmesi, Washington’un bölgeden uzaklaştığı şeklinde yorumlanmıştı. Ancak bu durum, aslında bir geri çekilmeden ziyade, yöntem değişikliğine işaret ediyor. Güvenlik artık Bağdat tarafından sağlanıyor, fakat siyasi ve ekonomik kurallar hala Washington’un kontrolünde şekilleniyor.

İran ile ABD arasında ilk uzlaşma metninin imzalanmasının ardından, bölgedeki gerilim devam ediyor. İsrail ve Lübnan arasında Washington’un aracılığıyla varılan tarihi anlaşma, Irak’ta başlatılan büyük yolsuzluk operasyonları ile birlikte dikkat çekiyor. Bu gelişmeler, İran’ın uzun yıllar boyunca oluşturduğu “Şii kuşağını” sona erdirmek amacıyla şekilleniyor.

Lübnan’da Barış mı, Yeni Güvenlik Düzeni mi?

Washington’da gerçekleştirilen dört günlük müzakerelerin ardından İsrail ile Lübnan arasında imzalanan anlaşma, 40 yıl aradan sonra iki ülke arasında sağlanan en önemli siyasi uzlaşı olarak değerlendiriliyor. Ancak anlaşmanın detayları, kamuoyuna yansıtılan tablo ile müzakere masasında yaşananlar arasında ciddi farklılıklar olduğunu ortaya koyuyor. Anlaşma, Lübnan hükümetine Hizbullah’ı ortadan kaldırma yükümlülüğünü getirirken, İsrail’e neredeyse hiçbir ön koşul sunmuyor.

Anlaşmanın sızdırılan “Gizli Güvenlik Eki”, İsrail’in çekilmesini otomatik bir yükümlülük olmaktan çıkarıyor. Tel Aviv, yalnızca Lübnan’ın anlaşmadaki güvenlik yükümlülüklerini yerine getirdiğinden emin olduğunda geri çekilecek. Bu durum, İsrail’in çekilmesinin hukuki bir zorunluluk değil, siyasi bir ödül mekanizması haline geldiğini gösteriyor.

Lübnan ordusuna biçilen rol de dikkat çekici. İddialara göre, Lübnan güvenlik operasyonlarını ABD’nin koordinasyonunda gerçekleştirecek ve hedef listeleri doğrudan Amerikan kanalıyla iletilecek. Bu durum, anlaşmanın Lübnan’da egemenliği güçlendirmekten çok, güvenlik mimarisini dış denetime açan bir model olduğunu gösteriyor.

Asıl Hedef: Hizbullah ve İran Etkisi

ABD, İsrail ve Lübnanlı kaynaklara göre, müzakerelerin temel motivasyonu Hizbullah’ın askeri ve siyasi kapasitesini sınırlamak. İsrail için anlaşmanın en önemli kazanımı, Lübnan devletinin güvenlik mekanizmasının Hizbullah’ın hareket alanını daraltacak şekilde yeniden yapılandırılması.

Irak’ta Yolsuzluk Operasyonu: Milyonlarca Dolar ve Değerli Eşyalar

Lübnan’daki diplomatik gelişmeler sürerken, Irak’ta farklı ve daha sert bir süreç başlatıldı. Başbakan Ali Ez Zeydi’nin talimatıyla gerçekleştirilen operasyonlarda çok sayıda milletvekili, eski bakan ve üst düzey bürokrat hakkında gözaltı ve tutuklama kararları alındı.

Son operasyonlar, Irak’taki yolsuzluğun boyutunu bir kez daha gözler önüne serdi. Beyci Rafinerisi Müdürü Adnan el-Cumeyli’nin elinde 120 milyon dolardan fazla nakit para ve çok sayıda kilogram altın ele geçirildi. Ayrıca, milletvekili Hind el-Abbasi’nin evinde yapılan aramalarda 57 milyon dolar nakit para ve 27 kilogram altın bulundu.

Başka bir operasyonda, Petrol Bakan Yardımcısı Ali Maarij Suveyc el-Bahdali’nin evinde gizli bir bölmeye ulaşan güvenlik güçleri, 11 milyon dolar nakit para, 4 milyar Irak dinarı ve lüks saatler ele geçirdi. Sadece iki gecede, güvenlik güçleri toplamda yaklaşık 400 milyon dolar nakit para ve 200 kilogramdan fazla altına el koydu.

Petrol Hatları ve İran Bağlantısı

Operasyonun en kritik yönü petrol sektörü. ABD’nin daha önce yaptırım uyguladığı bazı isimlerin soruşturmanın merkezinde bulunması dikkat çekiyor. Washington, bu kişileri İran’a petrol aktarımı ve mali kaynak sağlamakla suçluyordu. Bu nedenle, operasyon yalnızca klasik bir yolsuzluk soruşturması olarak değerlendirilemez; petrol gelirlerinin kontrolü, İran destekli yapıların finansmanının kesilmesi ve devlet kurumlarının yeniden şekillendirilmesi hedefleniyor.

Bu durum, Irak’ta devlet mekanizmasının yeniden inşa edilmesinin yanı sıra, İran’ın ekonomik nüfuzunun sınırlandırılmasına yönelik bir çaba olarak yorumlanıyor.

NATO Zirvesi Öncesinde Yeni Dengeler

Tüm bu gelişmelerin, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesine denk gelmesi dikkat çekici. ABD yönetimi, son aylarda bölgedeki dengeyi yeniden kurmak için askeri, siyasi ve ekonomik araçları devreye sokuyor.

Gazze savaşının ardından İran ile kontrollü bir diyalog sürdürülürken, aynı zamanda İran’ın vekil güçlerinin hareket alanı daraltılıyor. Lübnan’da Hizbullah’ın etkisinin azaltılması, Irak’ta İran’a yakın ekonomik ağların hedef alınması ve Suriye’deki yeni güvenlik arayışları, Washington’da oluşturulan stratejinin farklı halkaları olarak değerlendirilebilir.

Washington’un amacı, doğrudan İran ile geniş çaplı bir çatışmaya girmekten ziyade, Tahran’ın bölgedeki nüfuzunu kademe kademe daraltmak. Bu süreç, kalıcı bir bölgesel dönüşüme mi yoksa yeni gerilimlere mi yol açacağı henüz belirsiz.

Ancak görünen o ki, Ortadoğu’da Washington’un liderliğinde, İsrail’i rahatlatacak yeni bir güç dengesi kuruluyor. Bu denklemin merkezinde yalnızca askeri operasyonlar değil, aynı zamanda diplomasi, ekonomi ve devlet kurumlarının yeniden yapılandırılması da yer alıyor. Bölge, uzun yıllar etkileri hissedilecek yeni bir jeopolitik dönemin eşiğinde bulunuyor.

Trump: “Alacağımızı almadan bırakmayız…”

Ortadoğu’da değişen ABD’nin hedefleri değil, yöntemleri. Bu yeni yöntemlerin önemli uygulayıcılarından biri, Başkan Trump’ın Türkiye Büyükelçisi olarak atadığı Tom Barrack. Barrack, bölge ülkelerinde “istikrar”, “egemenlik”, “reform” ve “yatırım” söylemlerini öne çıkarıyor. Ancak bu söylemin arkasında daha stratejik bir hedef olduğu artık açık; ABD’nin askeri yükünü azaltırken siyasi ve ekonomik etkisini kalıcı hale getirmek.

Irak’taki büyük yolsuzluk operasyonunu da bu çerçevede değerlendirmek mümkün. Operasyon, Irak Terörle Mücadele Servisi tarafından yürütüldü. Ancak zamanlama ve kapsam, Washington’un “daha güçlü ama aynı zamanda daha denetlenebilir Irak” vizyonuyla örtüşüyor.

ABD’nin Irak’tan çekilmesi ve El-Esad Üssü’nün devri, Washington’un bölgeden uzaklaştığı şeklinde yorumlansa da, aslında bu durum bir geri çekilmeden ziyade, yöntem değişikliğini gösteriyor. Güvenliği Bağdat sağlasa da, siyasi ve ekonomik kurallar hala Washington tarafından belirleniyor.

Irak’ta yaşanan gelişmeler, ABD’nin “alacağını” gerçekten bırakmadığını, sadece tahsilat yöntemini değiştirdiğini bir kez daha gösteriyor. Bölgedeki ülkelerin Washington’a “borçlu” hale gelmesi, karşılaşacakları zorlukların bir örneği olarak dikkat çekiyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu