Savaşın Etkileri Küresel Finansal İstikrarı Tehdit Ediyor
IMF, Orta Doğu’daki savaşın küresel finansal istikrar üzerindeki olumsuz etkilerini vurguladı.
Uluslararası Para Fonu (IMF), küresel finansal piyasaların 2026 yılına güçlü bir başlangıç yaptığını, ancak bu olumlu durumun Orta Doğu’daki savaş nedeniyle test edilmeye başlandığını duyurdu. IMF, “Küresel Finans Piyasaları, Orta Doğu’daki Savaş ve Yayılma Riskleriyle Karşı Karşıya” başlıklı raporunu yayımladı.
Raporda, küresel finansal piyasaların başlangıçta güçlü bir performans sergilediği, varlık fiyatlarının önemli piyasalarda yükseldiği ve finansal koşulların tarihsel standartlara göre gevşek kaldığı ifade edildi. Ancak, Orta Doğu’daki çatışmaların bu olumlu durumu tehdit etmeye başladığı vurgulandı.
Piyasalardaki dayanıklılığın belirli bir seviyede korunduğu, varlık fiyatlarındaki düşüşe rağmen piyasa işleyişinin düzenli kaldığı belirtildi. Ancak, bu dayanıklılığın yüzeysel bir değerlendirmeye tabi tutulmaması gerektiği, henüz belirleyici olumsuz gelişmelerin yaşanmamış olmasının bu durumu yansıttığı ifade edildi.
Raporda, küresel piyasaların çatışmalara hızlı bir şekilde tepki verdiği, hisse senedi fiyatlarının düştüğü, devlet tahvili faizlerinin yükseldiği ve artan enerji fiyatlarının enflasyon belirsizliğini artırdığı aktarıldı. Finansal koşulların çatışmanın başlangıcından bu yana sıkılaşmış olmasına rağmen, geçmiş kriz dönemlerindeki stres seviyelerinin hala altında olduğu kaydedildi.
Çatışmanın enflasyon beklentileri üzerindeki etkisinin belirgin olduğu, artan enerji fiyatlarının hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ekonomilerde enflasyon oranlarını yukarı çektiği ve tahvil faizlerinin arttığı belirtildi. Kısa vadeli enflasyon risklerinin artmasına rağmen, para politikasının fiyat istikrarına odaklanmaya devam etmesi gerektiği vurgulandı.
Raporda, savaşın uzaması durumunda ekonomik büyüme ve iş gücü piyasaları üzerindeki olumsuz etkilerin de artacağına dikkat çekildi. Artan tahvil faizlerinin kamu borcu risklerine yeniden odaklanılmasına yol açtığı, birçok gelişmiş ekonominin yüksek borç seviyeleri ve sınırlı mali alanla bu döneme girdiği kaydedildi.
Gelişmekte olan piyasaların bu değişimlere daha duyarlı olduğu belirtilirken, son on yılda birçok ülkede dayanıklılığın arttığı, ancak yüksek dış finansman ihtiyacı olan veya yatırımcı tabanı oynak ülkelerde kırılganlıkların devam ettiği ifade edildi. Finansal istikrar açısından temel risklerin ilk şoktan değil, piyasa oynaklığını daha ciddi streslere dönüştürebilecek yayılma kanallarından kaynaklandığı vurgulandı.
Banka dışı finans sektörünün bazı bölümlerinde yüksek kaldıraç ve hisse senedi piyasalarında artan yoğunlaşmanın, ani zorunlu satışlar ve likidite sıkışıklıkları riskini artırdığı belirtildi. Özel kredi piyasasının dikkatle izlenmesi gereken bir alan olduğu, doğrudan kredi verme faaliyetlerindeki hızlı büyümenin bu sektörün ekonomik önemini artırdığı ifade edildi. Ancak, şeffaflık eksikliği ve artan temerrütler önemli zorluklar yaratmaktadır.
Raporda, maliye politikasının yüksek borç ve sürekli bütçe açıkları nedeniyle sınırlı olduğu, buna karşın finansal istikrar politikalarının daha geniş bir alan sunduğu belirtildi. Son aylardaki stresin yokluğunun dayanıklılık çıkarımına neden olmaması gerektiği, yüksek varlık fiyatları ve devam eden risk alma eğilimlerinin risklerin aşağı yönlü olduğunu gösterdiği ifade edildi.
Sonuç olarak, politika yapıcıların bir sonraki şoku tahmin etmek yerine, kırılganlıkları azaltma ve sistemin stresi büyütmeden absorbe edebilmesini sağlama görevine sahip olduğu vurgulandı. Tekrarlayan arz şokları ve artan jeopolitik belirsizlik ortamında finansal istikrarın aktif bir şekilde korunması gerektiği ifade edildi.




