Ortadoğu’da Savaş Rüzgarları ve Jeopolitik Gelişmeler

Ortadoğu’da savaş rüzgarları esiyor. ABD, İran ve İsrail arasındaki gerilim artarken, bölgedeki dengeler sarsılıyor.

ABD’nin Trump yönetiminin pazarlıkta esneklik göstermesi gereken taraf olduğu açık. Trump, Tahran’dan gelecek küçük tavizleri iç ve dış kamuoyuna “diplomatik zafer” olarak sunup sunamayacağına bağlı.

İran’daki Molla rejimi de bu gelişmelerin farkında; Tahran’daki dini lider Ayetullah Hamaney’in yönetimindeki muhafazakar yapı, “önlemler alma” çabası içinde.

Türkiye’de bir dönem yoğun tartışmalara neden olan “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) çerçevesinde bölgedeki sular durulmuyor. BOP’un mimarı olan ABD, yeniden sahnede. Amacı, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da Amerikan yanlısı ve İsrail’e tehdit oluşturmayan bir düzen kurmak ve bu bağlamda yeni hedef İran.

Bölgede, İsrail dışındaki ABD yanlısı rejimler, 80 milyondan fazla nüfusa sahip İran’da bir kaos istemiyor. Komşu ülkeler, Molla rejiminin devrilmesi durumunda Hürmüz Boğazı merkezli ticaret yollarının olumsuz etkileneceğinin ve büyük bir göç dalgasının yaşanacağının farkında.

NETANYAHU, TRUMP’I İKNA ETME ÇABASINDA

İsrail, bu süreçte farklı bir politika izliyor; Başbakan Netanyahu, Washington yönetimini İran’daki Molla rejimini değiştirmek veya en azından etkisiz hale getirmek için ikna etmeye çalışıyor.

İsrailliler, taleplerini sürekli artırıyor; Netanyahu ve ekibinin başlangıçtaki beklentisi İran’ın nükleer programının sona ermesiydi. Şimdi ise iki yeni şart daha eklendi: İran’ın balistik füze programını durdurması ve bölgede desteklediği “Şii kuşağından” vazgeçmesi. Bu talepler, İsrail’in ısrarıyla Amerikalılar tarafından müzakere masasına getirildi.

MÜZAKERELERLE ÇÖZÜM ZOR GÖRÜNÜYOR

Mevcut koşullarda İran meselesinin müzakerelerle çözülmesi zor görünüyor. ABD yönetiminin İran’a sunduğu şartlar oldukça ağır. İran, zenginleştirilmiş uranyum stokunu teslim etmeli, nükleer programını tasfiye etmeli ve balistik füzeleri için uluslararası kontrol sistemini kabul etmelidir. Ayrıca, desteklediği grupları tamamen kaderlerine terk etmesi bekleniyor.

Tahran yönetimi, nükleer programında esneklik gösterebilse bile, uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmesi ve balistik füze üretimini durdurması, ülkede “tam teslimiyet” olarak algılanacaktır. Bu nedenle Dini Lider Hamaney’in bu şartları kabul etmesi pek olası görünmüyor.

Bu durumda, pazarlıkta esneklik göstermesi gereken tarafın ABD olduğu net. Trump’ın Tahran’dan gelecek küçük tavizleri iç ve dış kamuoyuna nasıl sunacağı kritik bir nokta. Kötü senaryo ise, ABD’nin İsrail’in etkisiyle bölgeye yığdığı silah gücünü İran’a karşı kullanması anlamına gelir ki, bu tüm bölge için kaos demektir.

SİLAHLARIN GÖLGESİNDE MÜZAKERE

Umman’daki ABD-İran görüşmeleri de silahların gölgesinde sürüyor. Daha önce USS Abraham Lincoln uçak gemisini bölgeye gönderen Başkan Trump, ikinci bir uçak gemisini daha konuşlandırmayı düşündüğünü açıkladı. İran’la müzakereleri yürüten Amerikalı yetkililerin, görüşmelerin ardından attıkları sembolik adım dikkat çekici; Amerikan ordusunun Ortadoğu’dan sorumlu Komutanı Amiral Brad Cooper, yanına Umman’da müzakereleri yürütmekte olan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner ile birlikte Lincoln uçak gemisini ziyaret etti. Bu, Tahran’a “masadan kalkarsan, silahlar konuşacak” mesajı olarak algılanıyor.

İRAN’DA MUHALİFLERE GÖZALTI

İran’daki Molla rejimi, yaklaşan tehlikelerin farkında; Hamaney’in yönetimindeki muhafazakar yapı, önlemler almaya çalışıyor. İran yönetimi, ABD’nin Venezuela’da yaptıklarından ders almış gibi görünüyor. Venezuela’da Devlet Başkanı Maduro’nun Amerikan askerleri tarafından devrilmesi, ülkede yönetim krizini engellemişti. Molla rejimi, Hamaney’in etkisiz hale getirilip yerine başka birinin geçirilmesinden endişe ediyor ve bu nedenle hızla tutuklamalara ve sansüre yöneliyor.

Bu bağlamda, İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’a yönelik uygulamalar dikkat çekici. Hamaney tarafından atanan İran Devlet Televizyonu, Pezeşkiyan’ın katıldığı bir açılış töreninin yayınını yarıda kesti. Hamaney’e göre daha ılımlı bir profil çizen Pezeşkiyan’ın alternatif olmasını engellemeye çalışıyorlar. Ayrıca, Cumhurbaşkanı’na yakın isimlerden bazıları gözaltına alındı; eski milletvekili Ali Şekuri Rad, 2009 Yeşil Hareketi liderlerinden Mehdi Kerrubi’nin oğlu Hüseyin Kerrubi ve Reform Cephesi sözcüsü Cevat Emam da gözaltına alınanlar arasında. Gözaltı dalgası gazetecilere ve akademisyenlere kadar uzandı. Sırada, İran’da ılımlı cephe olarak bilinen eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi ve eski Dışişleri Bakanı Cevat Zarif’in olduğu yorumları yapılıyor.

TÜRKİYE, ASKERİ MÜDAHALEYİ ENGELLEME PEŞİNDE

Türkiye, Ürdün ve Suudi Arabistan gibi bölge ülkeleriyle birlikte ABD’nin İran’a yönelik olası askeri müdahalesini engellemeye çalışıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Amerikalılarla yaptığı görüşmelerde ve kamuoyuna yaptığı açıklamalarda, İran’daki mevcut rejimi hava operasyonlarıyla devirmeye çalışmanın mümkün olmadığını vurguluyor. Aksine, böyle bir operasyonun Molla rejimini daha da agresifleştirebileceği uyarısını yapıyor. Türkiye’nin önerisi, daha önceki İran-ABD krizlerinde de gündeme gelen, Tahran’ın ürettiği zenginleştirilmiş uranyumun başka bir ülkede, örneğin Türkiye’de kontrol altında tutulmasıdır.

ANKARA’DAN NÜKLEER SİLAH UYARISI

Türkiye, Fidan aracılığıyla Tahran’a da mesaj vermeyi ihmal etmiyor; Türk Dışişleri Bakanı, İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak, “Bunu farklı okuyan bazı ülkeler nükleer silah yapma çabası içine girebilir. Ve bu yarışa bizim de katılmamız gerekebilir” şeklinde bir uyarıda bulunuyor. Bu açıklama, sadece Türkiye’nin değil, Suudi Arabistan’ın da nükleer silah peşine düşmek zorunda kalabileceğini ima ediyor.

İSRAİL’İN BATI ŞERİA HAMLESİ

Ortadoğu’daki savaş rüzgarları, yalnızca İran’a yönelik olası ABD-İsrail müdahalesiyle sınırlı değil. İsrail, fırsattan istifade Filistin topraklarını genişletme çabalarına devam ediyor. Gazze’de sivilleri gözetmeden gerçekleştirdiği operasyonlarla Hamas yönetimini etkisiz hale getiren Netanyahu hükümeti, şimdi de Batı Şeria’ya gözünü dikmiş durumda. İsrail hükümeti, Batı Şeria’da iki bölgeyi ilhak etmek için düğmeye bastı. Netanyahu’nun ABD ziyaretinin bir amacının da, Trump’ı Batı Şeria’nın parçalar halinde ilhakına ikna etmek olduğu açık.

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bölge ülkeleri, bu ilhak girişimine karşı ortak bir tavır almış durumda. Türkiye, Suudi Arabistan, Ürdün, BAE, Endonezya, Pakistan, Katar ve Mısır, yayınladıkları ortak bildiri ile İsrail hükümetinin Batı Şeria konusundaki kararlarının “yasadışı” olduğunu vurguladılar.

TÜRKİYE’NİN SİNCAR ENDİŞESİ

Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde etkisiz hale getirilen PKK unsurlarının Irak’ta güvenli alan bulmalarını engellemeye çalışıyor. Uluslararası basına yansıyan haberlere göre, Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Suriye vatandaşı olmayan silahlı unsurları Irak’a transfer ediyor. Suriye’den Irak’a geçen silahlı PKK unsurlarının, Kandil ile Irak’ın kuzeybatısındaki Sincar bölgesine yerleştirildiği belirtiliyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, bu konuda katıldığı bir televizyon programında, PKK varlığı kastedilerek sorulan “Sincar orada duramayacak mı?” sorusuna “duramaz” yanıtını vermesi kritik bir öneme sahip. Görünen o ki Türkiye, PKK’ya karşı yeni bir baskı alanı olarak Irak’ı hedef almış durumda.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu