İsrail Medyası, İran Savaşını Vatanseverlik Çerçevesinde Sunuyor

İsrail medyası, İran savaşını vatanseverlik ve ulusal birlik temalarıyla aktarırken, sivil etkileri göz ardı ediyor.

İsrail medyası, İran savaşını ele alırken, Gazze savaşındaki yaklaşımını sürdürerek vatanseverlik ve ulusal birlik temalarını ön plana çıkarıyor. Ordunun açıklamalarını sorgulamayan ve savaşın sivil etkilerini sınırlı bir şekilde yansıtan bir yayın politikası izleniyor.

BBC İzleme Servisi’nden Shaina Oppenheimer, İsrail medyasının İran savaşını nasıl aktardığını detaylandırdı. Başbakan Binyamin Netanyahu’ya yakınlığı ile bilinen Kanal 14’ün akşam programı “Vatanseverler”, 24 Mart’ta patlamalar ve hava saldırılarını içeren montaj bir video ile yayın hayatına başladı. Bu videoda, militarist bir müzik eşliğinde Netanyahu ve Donald Trump’ın zafer açıklamaları yer aldı. Videoda, İsrail bayrağının yanında “Kazanacağız” ve “Tanrı’nın yardımıyla” gibi sloganlar öne çıktı.

Kanal 14, “İsrail’in Fox News’u” olarak tanımlanırken, bu montajın farklı versiyonları her akşam tekrarlandı. İran savaşının üzerinden bir ay geçmesine rağmen, bu yayınlar medyadaki genel tutumu yansıtmakta. Gazze savaşında da benzer yayınlar gözlemlenmişti.

Gazze Saldırıları ve İran Savaşı

Gazze saldırıları sırasında, gazeteciler birlik, ulusal direnç ve İsrail ordusuna destek vurgusu yapmıştı. Savaş ilerledikçe, bazı medya organları, özellikle İsrailli rehinelerin durumu hakkında hükümeti sorgulamaya başladı. Ancak, Filistinlilerin yaşadığı acılara dair görüntü ve haberler neredeyse hiç yer almadı.

28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılar başladığında, medya savaş moduna geçerek yeniden bayraklar ve sloganlar sergilemeye başladı. Kanal 14, Gazze’deki “Tanrı’nın yardımıyla tam zafer” sloganını tekrar kullanırken, diğer ana akım kanallar daha yumuşak bir dil tercih etti. Kanal 12, “Birlikte kazanacağız” sloganının daha yumuşak bir versiyonu olarak “Daima birlikte” ifadesini kullandı. Kanaldaki programların katılımcıları, antik Yahuda kabilesine atıfta bulunarak Yahuda Aslanı sembolü bulunan rozetler takıyorlar; bu, aynı zamanda İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının adı olan “Kükreyen Aslan Operasyonu”na bir göndermedir.

İsraillilere Ne Anlatılıyor?

İsrail medyası, Netanyahu’nun İran’ın varoluşsal bir tehdit oluşturduğuna dair iddialarına sürekli yer veriyor. İran, bölgedeki güçleri yöneten ve finanse eden “yılanın başı” veya “ahtapotun başı” olarak tanımlanıyor. İran’ın “durdurulması gerektiği” mesajı, toplumda yavaş yavaş yerleşiyor. “Nükleer tehdit” ve “bomba yarışı” gibi ifadeler, İsrail’deki manşetlerde sıkça yer buluyor.

Haziran 2025’te İran’la yaşanan 12 günlük savaştan sonra, İsrail ordusu “İran’ın nükleer silah yarışının ardındaki sır” başlıklı bir makale yayımladı. Bu makalede, İran’ın nükleer silahlanma yarışının detayları aktarılırken, İsrail’in bu projeyi sekteye uğrattığı ifade edildi. Ynet haber sitesinde yer alan bir haber, ordunun bu makalesine benzer bir içerik taşıyordu.

Kasım ayına gelindiğinde, Ynet, bir sonraki çatışmanın “an meselesi” olduğunu ve İran’ın “İsrail’i füzelerle boğmaya hazırlandığı” uyarısını yaptı. İran’ın sürekli bir tehdit olarak gösterilmesi, askeri gücün gerekli ve etkili bir araç olduğu algısını güçlendirdi. Savaşın başlangıcından bu yana, İsrail medyası saldırıları sıkça haberleştirirken, İsrail ordusunu ABD ile yakın koordinasyon içinde “kazanan” taraf olarak tanıttı. Bu his, ordunun “bizim güçlerimiz” olarak anıldığı ve yorumcuların hava saldırılarının görüntülerini “şaşırtıcı” ve “inanılmaz” gibi ifadelerle övdüğü ana akım medyada da yankı buldu.

İsraillilere Ne Anlatılmıyor?

İranlı protestocularla ilk günlerde gösterilen dayanışmaya rağmen, saldırılar başladıktan sonra İsrail medyası, İran’ın kayıplarına veya oluşan hasara dair haber yapmaktan kaçındı. Netanyahu, Haziran 2025’teki 12 günlük savaşta, İsrail’in İran’ın “varoluşsal tehditlerini” ortadan kaldıran “tarihi bir zafer” kazandığını duyurmuştu. Ancak, İsrail dokuz aydan kısa bir süre sonra yeni bir saldırı başlatmasına rağmen, bu açıklamalara pek yer verilmedi.

Haberlerde, hükümetin “yakın tehdit” iddiaları kabul edilirken, yeni saldırıların stratejik gerekçeleri büyük ölçüde ele alınmadı. İran savaşına dair haberlerin önemli bir özelliği, İsrail’e isabet eden füzeler ve ülkedeki hasarın sıkı bir şekilde sansürlenmesiydi. Haziran savaşında, İsrailli bakanlar, yabancı medyayı “düşmana yardım etmekle” suçlamıştı. Bu nedenle bazı İsrailliler, İsrailli olmayan gazetecileri engellemişti. Bu sefer daha az sayıda benzer olay bildirilmiş olsa da kısıtlamalar yer yer değişiklik gösteriyor. İsrail-Filistin ortak yayını +972 Dergisi, Tel Aviv yakınlarında polisin onay vermesine rağmen, sivil gönüllülerin gazetecilerin kimliklerini kontrol ettiği bir durumu belgeledi. Başka bir olayda, medyaya, füzenin asıl hedefiyle ilgili değil, sadece yakındaki bir okula isabet eden füze parçalarıyla ilgili haber yapma izni verildi.

İsrail medyası, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının yol açtığı hasarı haber yapmaktan kaçınırken, sıkı sansür, İran füzelerinin ülkede yarattığı hasarın gösterilmesini de engelliyor.

Birlik ve Muhalefet

İsrail’de savaşa karşı büyük bir kamuoyu desteği mevcut. İsrail Demokrasi Enstitüsü, ilk günlerde halkın yüzde 93’ünün saldırıları desteklediğini, bu oranın iki hafta sonra da değişmediğini belirtiyor. Sol görüşlü Haaretz gazetesinin eleştirilerine rağmen, medyada savaşa muhalefet eden yayınlar oldukça sınırlı kaldı.

Saygın araştırmacı gazeteci Ilana Dayan, Kanal 12 haberlerinde, füze saldırısında hayatını kaybeden yaşlı bir çifti konu alan bir çıkış yaptı. Dayan, hükümeti toplumun en savunmasız kesimlerini koruyamamakla suçladı ve “Saldırı planlarını onaylayan ama insanların korunmasına yönelik önlemleri kabul etmeyen hükümet yetkilileri hesap vermeli” dedi. Sağcı medya ve Kanal 14 yetkilileri, Dayan’ı hızla kınadı. Kanal 14’ün bir sunucusu, Dayan’ın işgal altındaki Batı Şeria’da İsrail askerleri tarafından öldürülen bir Filistinli aileden bahsetmesinin ardından gazeteciyi “iğrenç” olarak nitelendirip, “düşmanın safında yer almakla” suçladı.

Dezenformasyon

Savaş, çoğu İranlı hesaplar tarafından yayımlanan ve Tel Aviv’deki yıkımı gösterdiğini iddia eden sahte videoları da beraberinde getirdi. Bazı videolar yapay zeka tarafından üretilirken, bazıları Gazze’den veya önceki savaşlardan alınan görüntüleri içeriyordu. İsrail yayın organları da sahte içerikleri yayma yoluna gitti. İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in 28 Şubat’ta öldürülmesinin ardından, Kanal 14, İranlıların Netanyahu için “Bibi Can” diye bağırdığını gösterdiği iddia edilen bir video yayımladı. Sunucular, videoyu “şaşırtıcı” olarak nitelendirip, gerçek olduğunu savundu. Ancak daha sonra bu videonun yapay zeka tarafından üretildiği anlaşıldı.

Netanyahu yanlısı hesaplar, dünyanın dört bir yanındaki kalabalıkların aynı sloganı attığını gösterdiği iddia edilen benzer videoları dolaşıma soktu. Diğer yandan, İsrail’in resmi Farsça hesaplarından çeşitli videolar yayımlandı. Bu videolarda tarihteki Yahudi-Fars ilişkileri, aslan sembolleri, İslam Devrimi öncesindeki İran bayrakları, Amerikan bayrakları ve F-35 jetleri yer aldı. İsrail’i ABD ile birlikte özellikle İranlı kadınlar için bir kurtarıcı olarak gösteren bu gönderiler, binlerce kez paylaşıldı.

Kanal 14’ün yapay zeka tarafından üretilen videoyu yayımlamasından birkaç gün sonra, İsrail’in en çok izlenen haber kanalı Kanal 12, ABD’nin B-2 bombardıman uçaklarının İran’ı vurduğunu iddia eden görüntüleri paylaştı. Muhabir Nir Dvori, “Amerikalılar yayımladı. Biz sadece bunun tadını çıkarıyoruz” dedi. Ancak videonun DCS World adlı bilgisayar oyunundan olduğu ortaya çıktı, buna rağmen Kanal 14 de görüntüleri yayımladı. İsrail medyası, halkı bayrağın etrafında birleştirme rolünü üstlenirken, resmi açıklamalar çok az sorgulanıyor. Hem İran hem de İsrail’deki hasarın boyutları kısıtlı bir şekilde gösteriliyor. Bu ortamda dezenformasyon, varoluşsal tehlike ve kesin bir zafer anlatısına destek veriyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu