Hasan Ulubinar: Hasar Yönetimi Aktif Bir Projedir

Hasan Ulubinar, deniz hasar yönetiminin iletişim ve süreç eksikliklerinden kaynaklandığını vurguladı.

Cambiaso Risso Group’un Hasar Müdürü Hasan Ulubinar, İstanbul’da düzenlenen Marine Insurance Türkiye sempozyumunda deniz hasarlarının gecikme sebeplerini ele aldı. Ulubinar, bu sorunların teknik uyuşmazlıklardan ziyade iletişim ve süreç yönetimi eksikliklerinden kaynaklandığını belirtti.

Sunumunda, deniz hasar süreçlerinde yaşanan gecikmelerin çoğunun eksik belgeler, geciken zarar azaltma bildirimleri ve broker ile armatörler arasında aktif dosya yönetiminin olmaması gibi nedenlerden kaynaklandığını ifade etti. Ayrıca, çoklu yargı yetkisi karmaşasının da bu süreci olumsuz etkilediğini vurguladı.

Ulubinar, Türkiye’nin küresel deniz ticaretindeki stratejik konumuna dikkat çekerek, hasar yönetiminin hala insan odaklı bir süreç olduğunu dile getirdi. “Her taraf kendi dili, hukuk sistemi ve ticari öncelikleriyle masaya oturuyor. Bu karmaşık yapıda en büyük sorun, hasarların reaktif bir şekilde, idari bir görev gibi ele alınmasıdır. Oysa her hasar dosyası, açılışından kapanışına kadar aktif bir proje olarak yönetilmelidir,” dedi.

Türk denizciliğinin ölçeğine dair çarpıcı veriler sunan Ulubinar, Türkiye’de 54’ten fazla büyük ticari liman bulunduğunu, bu limanların yıllık yaklaşık 20,5 milyon TEU konteyner trafiğini yönettiğini ve beş Türk limanının dünyanın en yoğun 100 konteyner limanı arasında yer aldığını belirtti. Yılda 84.000’den fazla geminin Türk Boğazlarından geçtiğini ifade eden Ulubinar, bu durumun Türkiye’yi sadece bir transit ülke olmaktan çıkararak küresel hasar yönetiminin önemli bir parçası haline getirdiğini vurguladı.

Ulubinar, yaptırım rejimlerinin hasar ödemeleri üzerindeki dolaylı etkilerine de dikkat çekti. Boğazlardaki tanker gecikmelerinin çoğu zaman hasar talebi doğurmadığını, ancak operasyonel etkisinin hemen hissedildiğini belirtti. “Yaptırım ortamında ödeme, uyum kontrolleri ve bankacılık denetimlerinden geçmek zorunda. Hasar tartışmalı olmasa bile süreç uzuyor. Yerel makamlar, hasar tespiti yerine denizde can ve mal güvenliğine öncelik veriyor. Bu farklılaşma, uluslararası dosyalarda ek bir koordinasyon yükü oluşturuyor,” şeklinde konuştu.

Türk lirasındaki dalgalanmaların hasar tahminlerini karmaşık hale getirdiğini belirten Ulubinar, tamir maliyetlerinin hızla değiştiğini ve bu durumun sigortacı ile sigortalı arasındaki müzakereleri zorlaştırdığını söyledi. Ayrıca, bir olayın çoğu zaman Türk hukuku, İngiliz hukuku ve uluslararası sözleşmeler gibi üç farklı hukuk sistemini aynı anda harekete geçirdiğini de ifade etti.

Ulubinar, Türk hasar müzakere kültürüne ilişkin mesajında, müzakerenin Türkiye’de sürecin doğal bir parçası olduğunu vurguladı. “Tarafların pozisyonlarını revize etmesi ve orta yol araması olağandır. Uluslararası taraf bunu çoğu zaman tereddüt ya da ilerleme eksikliği olarak yorumluyor. Oysa gerçekte çözüme giden yol, bu müzakere disiplininden geçiyor,” dedi.

Sunumunun son bölümünde Ulubinar, proaktif hasar yönetimi için üç temel ilke önerdi: Erken müdahale, iletişimin sürekliliği ve uyum düşüncesinin başlangıçtan itibaren dosyaya entegre edilmesi. “İyi hazırlanmış bir dosya zararı kanıtlar; ancak uyum sürecinden geçmiş bir dosya ödenebilirliği kanıtlar. Bir poliçe zararı ile ödenebilir zarar arasındaki fark tam olarak budur,” şeklinde konuştu.

Ulubinar, küresel ticaretin yaklaşık yüzde 90’ının deniz yoluyla taşındığını hatırlatarak, deniz hasar yönetiminin yalnızca bir sektör meselesi değil, küresel ekonominin belkemiği olduğunu belirtti. Sunumunu, “Hasar yönetimi nihayetinde güvenle ilgilidir. Ve güven, ancak hasar anında sınandığında gerçek değerini kazanır,” sözleriyle tamamladı.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu