Dünya Petrol Pazarında Çin’in Stratejik Stokları Öne Çıkıyor
Çin’in dev petrol stokları ve Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, küresel petrol pazarında önemli etkiler yaratıyor.
ABD ve İran arasında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için sürdürülen müzakereler devam ederken, dünyanın en büyük petrol ithalatçısı olan Çin’in kısa vadede petrol alımlarını artırması beklenmiyor. Çin’in sahip olduğu büyük ham petrol ve yakıt stokları, yüksek fiyatlar ve zayıf iç talep nedeniyle ithalatın kademeli bir şekilde artacağı yönünde değerlendirmelere yol açıyor.
Boğazdaki normal trafiğin önümüzdeki haftalarda tamamen yeniden başlaması durumunda, savaş döneminde Basra Körfezi’nde mahsur kalan ve Çin’e petrol taşıyan tankerlerin yeniden hareket etmeye başlayacağı öngörülüyor. Bu tankerlerin Çin limanlarına ulaşması, teslimatlarda geçici bir artışa neden olabilir.
Çin, İran’daki savaşın ardından dünya genelinde azalan petrol arzıyla karşı karşıya kalırken, bu durumun etkileri Çin için farklı bir tablo oluşturuyor. Ülkenin devlet kontrolündeki enerji şirketleri, ham petrol stoklarını neredeyse tamamen doldurmuş durumda. Pekin’in stratejik rezervlerine dokunmadığı ve rafinerilerindeki depolama tanklarının benzin, motorin ve diğer rafine ürünlerle dolup taştığı görülüyor.
Çin, savaş döneminde günlük petrol ithalatını yaklaşık üçte bir oranında azaltmış durumda. New York Times’dan Keith Bradsher’in analizine göre, bu düşüş büyük ölçüde artan fiyatlardan kaynaklanıyor ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının küresel petrol piyasalarında yarattığı baskıyı bir nebze hafifletmiş durumda.
Çin’in bu kadar keskin bir ithalat düşüşü yaşamasının nedenlerinden biri, savaş öncesinde ihtiyaç duyduğundan daha fazla petrol almış olması. Ülke, uzun yıllardır fiyatlar düşükken stok biriktirerek, kendi kendine yeterliliğini artırmayı ve arz kesintilerine karşı dayanıklılığını güçlendirmeyi hedefliyor. Ayrıca, dış ticaret fazlasını azaltmak için de ek petrol ithalatı gerçekleştirmiştir. Pekin, fazla döviz gelirlerini yurt dışındaki banka mevduatları veya ABD Hazine tahvilleri yerine petrol gibi emtiaların stoklarında değerlendirmeyi tercih etmiştir.
Bu stratejinin arkasında, Batılı hükümetlerin dört yıl önce Ukrayna’yı işgal etmesinin ardından Rusya’nın yurt dışındaki varlıklarını dondurması gibi faktörlerin etkili olduğu belirtiliyor. Analistlerin çoğu, küresel petrol fiyatlarının İran savaşından önceki seviyelere henüz dönmediği için, Çin’in kısa sürede eski ithalat temposuna dönmesini beklemiyor.
Oxford Enerji Çalışmaları Enstitüsü’nde uzun yıllardır Çin petrol piyasalarını takip eden Philip Andrews-Speed, Çinli petrol şirketlerinin fiyatlara karşı hassas davranmaya devam edeceğini ve alımlarını kademeli olarak artıracaklarını ifade ediyor. Çinli şirketler, savaş boyunca geniş kurumsal ham petrol stoklarını kullanarak rafinerilerini çalıştırmaya devam etti. Ancak benzin, motorin ve diğer rafine ürünlere yönelik talebin, artan fiyatlar nedeniyle zayıfladığı görülüyor.
Hanehalkları ve şirketler yakıt tüketiminde daha temkinli davranırken, benzinli otomobil satışlarında da nisan ve mayıs aylarında belirgin bir düşüş yaşandı. Aynı dönemde Çin hükümeti, yurt içi arzın yeterli seviyede kalmasını sağlamak amacıyla rafine petrol ürünleri ihracatının büyük bölümünü durdurdu. Bu durum, özellikle rafinaj kapasitesi sınırlı olan gelişmekte olan Asya ülkelerinde ciddi yakıt sıkıntılarına yol açtı.
2024 yılında Çin, ABD’yi geride bırakarak dünyanın en büyük petrol rafineri merkezi haline gelmiş ve komşu ülkelere önemli miktarda rafine yakıt tedarik eden bir oyuncu konumuna yükselmişti. Ancak zayıf iç talep ve ihracatın durdurulması, benzin, motorin ve diğer ürünlerin depolama tanklarını doldurdu. Bu nedenle petrol şirketlerinin ilave ham petrol satın alıp işlemesi için güçlü bir teşvik bulunmuyor.
Veri şirketi Kpler’de kıdemli petrol analisti olarak görev yapan Muyu Xu, Çin’in ham petrol ithalatının savaş öncesi seviyelere kısa sürede dönmesini beklemediğini belirtiyor. Çin yönetiminin, başka ülkelerde kıtlığı hissedilen rafine ürünlerin ihracatına aniden izin vermesi durumunda ithalatın yeniden artabileceği öngörülüyor. Ancak Pekin, enerji politikalarında uzun yıllardır temkinli bir yaklaşım izliyor.
İran’ın boğaza döşediği mayınların temizlenme süresi ve ABD ile İran arasındaki anlaşmanın kalıcılığı konusunda belirsizlikler devam ediyor. Anlaşmanın temel hükümleri yalnızca 60 gün geçerlilik taşıyor. Doğu Asya merkezli enerji danışmanlık şirketi Lantau Group’un ortağı ve petrol analisti David Broadstock, bölgedeki çatışma riskinin temel nedeninin ortadan kalkmadığını ifade ediyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ihtimalini memnuniyetle karşılarken, Pekin’in enerji politikalarında nasıl bir değişiklik yapacağına dair fazla ipucu vermiyor. Bakanlık Sözcüsü Lin Jian, 16 Haziran’daki basın toplantısında, “Boğazda güvenli ve serbest geçişin kısa sürede yeniden başlaması tüm tarafların çıkarınadır” şeklinde bir açıklama yaptı.
Hürmüz Boğazı’nın kapanması, yalnızca İran’dan değil, Suudi Arabistan ve Kuveyt gibi diğer Körfez üreticilerinden gelen petrol tedarikinin de büyük bölümünü aksatmıştı. Ancak Washington ile Tahran arasında varılan 60 günlük anlaşmanın şartları, Çin’deki küçük ve bağımsız rafinerilerin büyük miktarlarda İran petrolü satın almasına yönelik teşvikin önemli kısmını ortadan kaldırıyor. Anlaşma, ABD’nin diğer ülkeler ve Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışarak İran petrol ihracatına yönelik uluslararası yaptırımların kaldırılması için girişimde bulunmasını öngörüyor. Böyle bir adımın atılması halinde, Çinli rafineriler yaptırımlara rağmen İran petrolü satın alarak elde ettikleri varil başına 3 ila 10 dolar arasındaki fiyat avantajını kaybedebilir.
Bu indirimler, Çinli rafinerilere her ay yüz milyonlarca dolarlık tasarruf sağlıyordu. Kpler’in tahminlerine göre, Çin boğaz kapanmadan önce İran’ın toplam petrol ihracatının yüzde 90’ından fazlasını, yani günlük 1,5 milyon varilden fazla petrol satın alıyordu. Çin’e yapılan petrol satışları son yıllarda İran ve Rusya ekonomilerinin yüzde 6’sından fazlasını oluşturdu. Batılı hükümetler, bu alımların İran’ın Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’deki vekil güçlerini finanse etmesine ve Rusya’nın Ukrayna savaşını sürdürmesine yardımcı olduğunu savunuyor. Buna karşın Pekin, İran ve Rus petrolüne yönelik birçok Batı kaynaklı kısıtlamayla bağlı olmadığını belirtiyor. Çin’e göre, bu yaptırımlar Birleşmiş Milletler tarafından onaylanmadığı için uluslararası meşruiyet taşımıyor. Rusya ve Çin, geçmişte Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olarak bu tür girişimleri engelleyerek, İran’ın nükleer programı gibi sorunların çözümünde yaptırımlar yerine ticaret ve diplomatik angajmanın daha etkili olduğunu savunuyor.




