Hibrit savaş: Cephe artık dünyanın her yerine uzanıyor
Hibrit savaş, Avrupa’dan Kızıldeniz’e uzanan krizlerle cephe kavramını değiştiriyor. Türkiye ise güvenlik ve ticaret dengesiyle karşı karşıya.
Hibrit savaş, artık yalnızca askerlerin karşı karşıya geldiği cephelerde yürütülmüyor. İHA ve SİHA operasyonları, siber saldırılar, sabotajlar, ekonomik yaptırımlar, enerji hatlarına yönelik tehditler ve ticaret yollarındaki güvenlik sorunları, savaşın kapsamını genişletiyor. Avrupa’nın kuzeyinden Kızıldeniz’e kadar uzanan gelişmeler, birbirinden uzak krizleri ortak bir güvenlik çerçevesinde buluşturuyor.
Baltıklar’da hava sahasına giren silahlı hava araçları, Mekke üzerinde düşürülen bir drone, Kızıldeniz’de ticaret gemilerinin hedef alınması ve Avrupa’da kritik altyapıya yönelik sabotaj uyarıları, farklı bölgelerde yaşanan dikkat çekici örnekler arasında yer alıyor. Bu olayların aktörleri ve siyasi arka planları farklı olsa da hepsi savaş anlayışındaki dönüşüme işaret ediyor.
Geleneksel çatışmalarda cephe hattı, birliklerin konumu ve saldırının yönü büyük ölçüde belirgindi. Hibrit savaşta ise bir ülkenin topraklarını işgal etmeden güvenliğini sarsmak mümkün hale geliyor. Hava sahasını zorlamak, altyapıyı hedef almak, enerji akışını aksatmak, deniz ticaretini riske atmak ya da ekonomik sistemi baskı altına almak bu yöntemin araçları arasında bulunuyor. Saldırının sorumluluğunun belirsiz bırakılması ve inkâr edilebilirlik de sürecin önemli unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
NATO, eş zamanlı kriz ihtimaline hazırlanıyor
NATO’nun savunma planlamasındaki değişiklik, savaşın çok cepheli niteliğini ortaya koyuyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin açıklamaları, ittifakın Avrupa’da Rusya ile yaşanabilecek bir çatışma ihtimalini, Hint-Pasifik’te Çin kaynaklı bir kriz senaryosuyla birlikte değerlendirdiğini gösteriyor.
Avrupa ülkeleri de olası bir Rus saldırısına karşı hazırlıklarını artırıyor. Finlandiya, denizaltı kabloları ve enerji altyapısına yönelik sabotaj ihtimaline karşı gemilerin durdurulması ve aranmasına ilişkin tatbikatlar düzenliyor. Polonya ve Finlandiya’dan Rusya’nın olası hazırlıkları konusunda uyarılar gelirken Almanya, sağlık sistemini muhtemel bir çatışma ihtimaline göre gözden geçiriyor. Litvanya ise saldırı durumunda uygulanacak tahliye planlarını yeniliyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un istihbarat birimlerinden brifing aldıktan sonra siyasi parti liderlerini Elysee Sarayı’nda toplantıya çağırması da Avrupa’daki alarm seviyesini yansıtıyor. Macron, kıtayı kısa vadede bekleyen başlıca riskleri Rusya ile hibrit savaş ihtimali ve küresel enerji krizinin Avrupa’ya etkisi olarak tanımladı. İngiltere hükümeti ise vatandaşlarına evlerinde en az 72 saat yetecek su ve gıda bulundurmaları tavsiyesinde bulundu.
NATO’nun kuzey kanadındaki askeri hareketlilik de dikkat çekiyor. Letonya’ya Alman Eurofighter uçakları gönderilirken ABD’nin Norveç’e Tomahawk füzeleri konuşlandırdığı bildirildi. Türkiye ve İtalya da NATO görevlendirmesi kapsamında Baltıklar’da devriye uçuşları yapıyor. Avrupa’da tartışılan senaryolardan biri, Rusya’nın ittifakla doğrudan savaşa girmeden NATO’nun tepki eşiğini ve beşinci madde kapsamındaki dayanışmanın sınırlarını test etmesi.
Kızıldeniz’de güvenlik sorunu ticareti tehdit ediyor
Hibrit savaşın farklı bir görünümü Kızıldeniz çevresinde yaşanıyor. Husilerin saldırıları, Suudi Arabistan’ın petrol altyapısı ve ihracat güzergâhları üzerindeki güvenlik riskini artırıyor. Türkiye açısından Yemen krizinin en kritik boyutu, doğrudan Yemen sahasından çok Babülmendep Boğazı’nın deniz ticareti bakımından taşıdığı önem.
Türkiye’nin enerji tedarikinde Rusya’dan Mavi Akım ve TürkAkım, Azerbaycan’dan TANAP, LNG kaynakları ve Karadeniz’deki üretim gibi farklı kanallar bulunuyor. Bu nedenle Hürmüz ve Babülmendep boğazlarının enerji arzı açısından önemi, deniz ticareti bakımındaki etkileri kadar belirleyici değil. Ancak Asya ile Avrupa arasındaki taşımacılığın önemli bölümünü taşıyan Süveyş-Kızıldeniz-Babülmendep hattındaki uzun süreli bir kesinti, gemileri Afrika’nın güneyinden dolaşmaya zorlayabilir.
Böyle bir durumda sefer süreleri uzar; yakıt, sigorta ve teslimat maliyetleri yükselir. Küresel tedarik zincirleri üzerindeki baskı artarken Türkiye de bu gelişmelerden etkilenir. Üstelik Ankara’nın Somali’deki askeri varlığı, güvenlik işbirliği, ekonomik faaliyetleri ve denizcilik alanındaki çıkarları, Babülmendep’teki istikrarsızlığı Türkiye açısından daha doğrudan bir mesele haline getiriyor.
Türkiye için diplomatik denge arayışı
İran’a yönelik yaptırımların etkisi de Türkiye’nin finans ve ulaşım sistemlerinde görülüyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun Bank Mellat’ın İstanbul şubesinin faaliyet iznini iptal etmesi ve İran merkezli Mahan Air’in Türkiye uçuşlarının sona erdirilmesi, bu sürecin somut adımları arasında bulunuyor. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları, enerji ihtiyacının arttığı bir dönemde Ankara’nın komşusuyla ilişkileri açısından yeni riskler oluşturuyor.
Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar konusunda sosyal medyada artan müdahale çağrıları da bölgesel gerilimin Türkiye’ye taşınma ihtimalini artırıyor. Yemen’de Husileri askeri yöntemlerle tasfiye etmeyi amaçlayan 2015 müdahalesinin savaşı sona erdirememiş olması, yeni bir askeri angajmanın sonuçları konusunda önemli bir hatırlatma niteliğinde.
Türkiye’nin farklı aktörlerle aynı anda iletişim kurabilme kapasitesi, çevresindeki krizlerin derinleştiği dönemde önemli bir avantaj sağlıyor. Ancak bu diplomatik alanın askeri müdahaleye dönüşmemesi gerekiyor. Ankara açısından öncelik, çatışmaların tarafı olmak yerine Babülmendep başta olmak üzere enerji ve ticaret güzergâhlarının açık kalmasını sağlayacak siyasi zemine katkı sunmak.
Grönland konusunda ABD ve Danimarka uzlaştı
ABD ile Danimarka’nın Grönland konusunda vardığı uzlaşma da Batı ittifakının Rusya kaynaklı olası tehditlere karşı kendi içindeki anlaşmazlıkları azaltma eğilimini gösteriyor. Anlaşma kapsamında Washington’ın bölgede kalıcı erişim, üs ve hava sahası kullanım hakları elde etmesi öngörülürken Grönland’ın Danimarka egemenliği ve kendi geleceğini belirleme hakkının korunacağı belirtildi.
Düzenlemenin temel hedefi, Çin ve Rusya’nın ada üzerinde askeri üs kurmasını veya stratejik yatırımlar gerçekleştirmesini önlemek olarak değerlendiriliyor. Bu gelişme, hibrit savaş döneminde yalnızca sıcak çatışmaların değil, üsler, altyapı, enerji ve jeopolitik erişim mücadelesinin de güvenlik politikalarını şekillendirdiğini ortaya koyuyor.




