Süpermarketlerdeki Plastik Ambalajların Yeşil Kılıfı
Süpermarket raflarındaki plastik ambalajların sürdürülebilirlik iddiaları, gerçekte fosil yakıt temelli malzemelerle dolu.
Avrupa’daki süpermarket rafları, geri dönüştürülmüş plastik ambalajlar konusunda yanıltıcı iddialarla dolup taşıyor. Birçok marka, ürünlerini “sürdürülebilir” olarak tanıtırken, bu ambalajların yalnızca küçük bir kısmının gerçekten geri dönüştürülmüş malzemelerden yapıldığı ortaya çıkıyor. Çoğu plastik ambalaj, Suudi Arabistan devlet petrol şirketi Saudi Aramco’nun plastik üretim kolu tarafından üretiliyor. Bu şirket, Birleşmiş Milletler’in plastik üretimiyle ilgili anlaşmalarına karşı çıkarak, 2023 yılı itibarıyla 70 milyon tondan fazla emisyonla dünyanın en büyük kurumsal sera gazı üreticisi konumunda bulunuyor.
Aramco’nun petrokimya iştiraki olan Sabic, diğer büyük oyuncularla birlikte, zararlı iş modellerini “gezegen dostu” olarak yeniden markalaştırmanın yollarını arıyor. Plastik ürünleri “döngüsel” ve iklim dostu olarak etiketleseler de, bu ürünlerin büyük bir kısmı hala fosil yakıt temellidir ve bu durum hem küresel ısınmayı hem de plastik krizini derinleştiriyor. Avrupa, bu tür uygulamaları yasallaştırma çabası içinde. Gevşek Avrupa Birliği kurallarının 2026’da yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Petrokimya sektörü, sürdürülebilir plastiği teşvik etmek amacıyla kimyasal geri dönüşüm yöntemlerinden biri olan pirolizi öne çıkarıyor. Bu süreç, plastik atıkları geri dönüştürülmüş hammaddeye dönüştürse de, son derece enerji yoğun ve karbon salınımı yüksek bir yöntemdir. Piroliz yağı, toplam hammaddenin yalnızca %5’ini oluşturabiliyor ve yeni plastik üretiminde kullanılan bu yağ, petrol türevi saf nafta ile %95 oranında seyreltilmek zorunda kalıyor.
Avrupa Komisyonu’nun çevre departmanında eski kıdemli uzman olan Helmut Maurer, bu süreçlerin plastik geri dönüşümü olarak adlandırıldığını ancak fosil yakıt kullanımının arttığını belirtiyor. Markalar, yüksek geri dönüşüm oranları ve düşük emisyonlar sunabilmek için tartışmalı muhasebe yöntemlerine başvuruyor. “Kütle dengesi muhasebesi” adı verilen bu yöntem, geri dönüştürülmüş girdiyi belirli çıktı partilerine atfediyor. Örneğin, %95 nafta ile karıştırılmış %5 piroliz yağı, 100 tonluk üretimin %5’ine kredilendirildiğinde, bu 5 ton ambalaj “%100 geri dönüştürülmüş” olarak sertifikalandırılabiliyor. Oysa gerçekte bu ambalaj tamamen fosil hammaddeden oluşuyor.
Bir diğer tartışmalı yaklaşım ise “kaçınılan emisyonlar” hesabıdır. Geri dönüştürülen miktara eşdeğer bir atık hacminin yakılması durumunda açığa çıkacak karbonun hesaplamadan düşülmesi, kâğıt üzerinde tasarruf varmış gibi görünmesine yol açıyor. Kütle dengesi esasına dayanan geri dönüşüm etiketleri, sektör öncülüğündeki Uluslararası Sürdürülebilirlik ve Karbon Sertifikasyonu (ISCC) platformu tarafından veriliyor.
Kamuya açık kayıtlar, Sabic’in plastik üretiminde kullandığı geri dönüştürülmüş malzemenin toplam hammaddenin %5’inden bile azını temsil edebileceğini gösteriyor. Sabic’in karbon ayak izi hesaplaması, pirolizden kraking aşamasına kadar olan sürecin, plastiğin fosil yakıtlardan üretilmesine kıyasla %6 ila %8 daha fazla emisyon saldığını kabul ediyor. Ancak yalnızca yakmanın önlenmesi hesaba katıldığında, net faydalar pozitif görünmektedir.
Almanya’daki Aachen Üniversitesi’nde atık yönetiminde emisyon kontrolü profesörü olan Peter Quicker, LCA belgelerinin reklam dışında bir amaca hizmet etmediğini belirtiyor. Son üç yılda petrokimya şirketleri, yaklaşan yasaların kütle dengesini kapsamasını sağlamak için AB kurumları nezdinde lobi faaliyetlerini yoğunlaştırmış durumda.




