Adam Posen: Trump’ın Ekonomik Politikalarının Etkileri Yakında Ortaya Çıkacak
Adam Posen, Trump’ın ekonomik politikalarının etkilerinin 2026’da daha belirgin hale geleceğini vurguladı.
Peterson Enstitüsü Başkanı Adam Posen, Donald Trump’ın ticaret ve göç politikalarının ABD ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin henüz makro verilere tam olarak yansımadığını ifade etti. Ancak bu durum, politikaların zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Posen, bu belirsizliklerin yatırım kararlarını olumsuz etkilediğini, enflasyonist baskıların zamanla biriktiğini ve 2026 yılına girerken stagflasyon benzeri bir durumun daha görünür hale geleceğini savunuyor.
Son ekonomik veriler, ilk bakışta Trump yönetiminin ekonomi politikalarının ciddi bir zarar vermediği izlenimini yaratıyor. Enflasyonun 2025’te sınırlı bir artışın ardından tekrar gerilemesi ve ekonomik büyümenin son iki yılın en güçlü performansını göstermesi, bazı yatırımcılar ve ekonomistler tarafından Trump’ın tarifeleri ve kitlesel sınır dışı uygulamalarının beklenen zararı vermediği şeklinde yorumlanıyor. Ancak Posen, bu değerlendirmelerin, politika kaynaklı belirsizliklerin ekonomi üzerindeki etkilerinin nasıl işlediği konusunda temel bir yanlış anlamaya dayandığını belirtiyor.
Posen, Bloomberg Opinion’da yayımlanan analizinde, “ABD özel sektörü son yüz yılda böylesi bir belirsizlik ortamıyla hiç karşılaşmadı” diyerek mevcut verilerin yanıltıcı olabileceğini vurguladı. Trump yönetiminin uyguladığı gümrük tarifeleri ve sert göç politikalarının ekonomik etkilerinin gecikmeli hissedilmesi ise şaşırtıcı değil. Posen, şirketlerin, hanehalklarının ve yatırımcıların bu tür büyük politika şoklarına anında tepki vermediğini ifade ediyor.
Peterson Enstitüsü’nün yaptığı analizler, Trump’ın ekonomi programının makro verilere yansımasının en az bir yıl süreceğini öngörmüştü. Posen, 2026’nın üçüncü çeyreğine gelindiğinde tüketici enflasyonunun yüzde 4’e kadar çıkabileceğini, Kasım ayında kaydedilen yüzde 2,7’lik seviyenin yanıltıcı olduğunu savunuyor.
Şirketler için temel sorun, Trump’ın ticaret politikalarının nihai şeklini hâlâ netleştirmemiş olması. Firmalar, tarifelerin kalıcı olup olmayacağı, sonradan müzakere ile geri çekilip çekilmeyeceği, mahkemelerin bu kararları iptal edip etmeyeceği ve bazı sektörler için muafiyet ya da sübvansiyon olup olmayacağı gibi sorulara yanıt arıyor. Bu belirsizlik ortamı, tedarik zincirlerine dair stratejik kararları da geciktiriyor. Şirketler, Çin yerine Meksika’dan mı girdi almalı, üretimi başka bir ülkeye mi kaydırmalı, yoksa ABD’ye mi geri getirmeli? Posen, Caterpillar ve Toyota gibi büyük şirketlerin bile üretim yerlerini değiştirme konusunda temkinli olduğunu, küçük ve orta ölçekli işletmelerin ise harekete geçmesinin daha uzun zaman alacağını belirtiyor.
Birçok şirket, Trump’ın ticaret savaşının başlangıcında ithalat stoklarını artırarak zaman kazandı. Ancak bu stoklar artık büyük ölçüde tükendi ve bu noktadan sonra artan maliyetlerin tüketici fiyatlarına yansıtılması kaçınılmaz hale geliyor. Posen, enflasyonist baskıların bugüne kadar sınırlı kalmasının temel nedenlerinden birinin bu “stok tamponu” olduğunu, bunun artık ortadan kalktığını ifade ediyor.
Trump yönetimi, ikinci başkanlık döneminin ilk yılında yaklaşık 1 milyon belgesiz göçmenin sınır dışı edildiğini iddia etse de, istihdam verileri bu anlatıyla örtüşmüyor. Sağlık ve bakım hizmetleri, tarım, gıda işleme ve konut inşaatı gibi belgesiz işgücüne bağımlı sektörlerde istihdam seviyeleri Trump’ın göreve dönüşünden bu yana neredeyse değişmedi. Bu durum, büyük çaplı bir işgücü çıkışının henüz yaşanmadığını gösteriyor.
Belgesiz işçilerin yoğun olduğu sektörlerde ücretler de belirgin şekilde artmıyor. Bu işlerin düşük ücretli, zor ve güvencesiz olması, yerli ya da yasal işçilerin bu alanlara yönelmesini engelliyor. Ayrıca, tarımda hasat, evde bakım, çocuk bakımı veya kümes hayvancılığı gibi alanlarda robotların insan emeğinin yerini alacak ölçüde hazır ve maliyet etkin olmadığı vurgulanıyor. Eğer bu alanlarda otomasyona yönelik ciddi yatırımlar olsaydı, bunun verilerde görülmesi gerekirdi; ancak böyle bir işaret yok.
Posen, belgesiz göçmenler ve onları istihdam eden şirketlerin de belirsizlik altında karar aldığını belirtiyor. Göçmenler, gerçekten sınır dışı edilip edilmeyeceklerini görmek isterken; işverenler düşük ücret avantajını korumak adına risk almayı tercih edebiliyor. Ancak 2026’ya doğru bu gecikmeli etkinin açığa çıkması bekleniyor. İşgücü arzında yaşanacak daralma, bazı sektörlerde ücret artışlarını zorunlu kılacak ve bu da enflasyonu yukarı çekecek. Örneğin evde sağlık bakım hizmetlerinin maliyeti halihazırda yıllık yüzde 12 artıyor; bu oran, son on yılların en yüksek seviyelerine yakın.
ABD ekonomisinde yatırım tarafında da belirgin bir ikilik söz konusu. Yapay zekâ ve ilgili sektörlerde güçlü bir yatırım patlaması yaşanırken, ekonominin geri kalanında yatırım neredeyse durma noktasında. Posen, bu durumu Nobel ödüllü ekonomist Robert Solow’un “dışsal teknolojik ilerleme” kavramıyla açıklıyor. Veri merkezleri, gelişmiş çipler ve yapay zekâ altyapısına yapılan yatırımlar, 2025’in ikinci ve üçüncü çeyreğinde büyümenin ana motoru oldu.
Oysa mevcut koşullar altında, özel sektör yatırımlarının çok daha güçlü olması beklenirdi. Vergi sisteminin yatırım dostu hale gelmesi, reel faizlerin tarihsel olarak düşük seviyelerde olması, şirket bilançolarının güçlü olması, enerji fiyatlarının düşmesi ve finansmana erişimin kolaylaşması gibi faktörler, yatırım iştahının artması için uygun bir ortam sunuyor. Ancak Posen’e göre, zayıf kalan yatırım iştahının temel nedeni, Trump yönetiminin yarattığı çok boyutlu belirsizlik.
Posen, ABD’nin Trump döneminde, 2016 Brexit referandumu sonrasında İngiltere’nin yaşadığına benzer bir yatırım durgunluğu riskiyle karşı karşıya olduğunu savunuyor. Yapay zekâ yatırımları bu etkiyi kısmen telafi edebilir. Ancak AI kaynaklı büyüme, gevşek maliye politikasıyla birleştiğinde, tarifeler ve göç politikalarının yarattığı arz kısıtlarıyla birlikte enflasyonu daha da besleyebilir.
Sonuç olarak, Posen, Trump’ın ekonomi programının etkilerinin henüz tam olarak görünmemesinin ana akım iktisadın yanlış olduğu anlamına gelmediğini, aksine belirsizliğin karar alma süreçlerini geciktirdiğini ve ekonomiyi sessizce zayıflattığını gösterdiğini ifade ediyor. Gerçek tablo, 2026’ya girerken çok daha net hale gelecektir.




