Barry Eichengreen: FED’e Yönelik Saldırılar Doları Tehdit Ediyor
Barry Eichengreen, Trump yönetiminin FED’e yönelik hamlelerinin doları ve küresel rezerv para statüsünü tehdit ettiğini belirtiyor.
Ünlü iktisatçı Barry Eichengreen, Trump yönetiminin FED Başkanı Jerome Powell’a yönelik son hamlelerinin, sadece ABD para politikasını değil, aynı zamanda doların küresel rezerv para olma statüsünü de ciddi şekilde tehdit ettiğini belirtiyor. FED’in bağımsızlığının zayıflaması, uluslararası yatırımcıların güvenini sarsarak, sermaye çıkışlarını artırabilir, dolarda değer kaybına neden olabilir ve küresel finansal istikrarsızlığı tetikleyebilir. Eichengreen, bu durumu 1930’ların karanlık dönemine benzeterek uyarılarda bulunuyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetimi, FED Başkanı Jerome Powell ve merkez bankasına yönelik son saldırılarıyla, küresel finansal sistem için beklenenden çok daha büyük bir tehdit oluşturuyor. California Üniversitesi Berkeley’de öğretim üyesi olan Eichengreen, bu adımların doların dünya genelindeki lider rezerv para birimi olma konumunu tehlikeye atabileceğini savunuyor. Eichengreen, bu gelişmelerin dolara yönelik ciddi bir risk oluşturduğunu ifade ediyor.
Trump’ın faiz oranlarına dair görüşleri uzun zamandır biliniyor; ona göre faiz oranları en fazla %1 olmalı ve hatta daha da aşağı çekilmelidir. Ancak, enflasyonun FED’in %2 hedefinin üzerinde seyrettiği bir ortamda, agresif faiz indirimleri, iktisatçılar tarafından fiyat baskılarını artırıcı bir etki yaratacağı ve yatırımcı güvenini zedeleyeceği düşünülüyor. Bu durum, dolara olan talebi azaltabilir. Trump, daha zayıf bir doların ABD ihracatını destekleyeceğini düşünebilir; ancak Eichengreen, Powell’a yönelik başlatılan bu hukuki baskının başarılı olması halinde, ortaya çıkacak sonucun “ılımlı bir dolar zayıflığı” değil, doğrudan bir dolar çöküşü olabileceğini vurguluyor.
Eichengreen, Powell’a yönelik soruşturma tehdidinin yalnızca bir bina renovasyonu meselesi olmadığını, asıl amacın Powell’ın Mayıs ayında başkanlık görev süresinin sona ermesinin ardından FED Yönetim Kurulu’nda iki yıl daha kalmasını engellemek olabileceğini belirtiyor. Trump yönetiminin kısa vadeli endişesi, Powell’ın Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) içinde faiz indirimlerine direnecek bir blok oluşturmasını önlemek. Daha geniş bir çerçevede ise bu adım, FED üyesi Lisa Cook hakkında ortaya atılan “görevi kötüye kullanma” iddialarıyla birlikte değerlendirilmelidir. Bu durum, Trump’ın para politikasına itiraz eden her FOMC üyesinin “hukuk yoluyla sindirilebileceği” mesajını veriyor.
Eichengreen, uluslararası yatırımcıların ve merkez bankalarının rezerv yöneticilerinin, FED’in siyasi baskılardan uzak kalacağına dair bir güvenceye ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor. Rezerv para birimi olan ülkenin merkez bankası, yürütmenin keyfi müdahalelerine maruz kalırsa, yatırımcılar ellerindeki varlıkların enflasyon yoluyla değer kaybedeceğinden endişe eder. Bu nedenle, son 800 yıl içinde büyük rezerv para birimleri — sterlin, lonca, dukat, florin ve dolar — siyasi olarak temsili sistemlere sahip ülkelerden çıkmıştır. Bu ülkelerde para basımı, en azından kısmen, yürütme erkinin keyfi kararlarından korunmuştur.
<p“Sıklıkla dile getirilen ‘doların alternatifi yok’ (TINA – There Is No Alternative) argümanı teknik olarak doğru olabilir. Ancak Eichengreen, bunun doların dokunulmaz olduğu anlamına gelmediğini vurguluyor. Merkez bankaları, rezervlerini altına ve geleneksel olmayan rezerv para birimlerine doğru çeşitlendirmeye başlamıştır. Bu para birimleri, doların yerini dolduracak ölçekte olmasa da, doların payının azalması bile küresel finansal dengeler açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Altın fiyatlarının tarihi zirvelerde olması, merkez bankaları için bu yolu pahalı ve riskli hale getiriyor. Ancak Eichengreen, asıl riskin merkez bankalarının dolar yerine kendi yerel yatırımlarına yönelmesi olduğunu belirtiyor. Bu durum, küresel likiditeyi ciddi şekilde daraltabilir.
Daha az döviz rezervi, merkez bankalarının döviz piyasalarına müdahale kapasitesini azaltır. Sonuç olarak, daha oynak döviz kurları, daha pahalı finansman ve küresel ticaretin yavaşlaması gibi olumsuz etkiler ortaya çıkabilir. Eichengreen, bunun uç noktada “bildiğimiz anlamda küreselleşmenin sonu” anlamına gelebileceği uyarısında bulunuyor. 1930’larda hükümetlerin merkez bankası bağımsızlığını aşındırması, finansal istikrarsızlığı derinleştirmiş ve küresel likiditenin çökmesine neden olmuştu. Eichengreen, bu durumu finans piyasalarının asla özlemle hatırlamadığı bir dönem olarak nitelendiriyor.




