BAAJA yasa tasarısı enerji izinlerini nasıl değiştirecek?
BAAJA yasa tasarısı, enerji projeleri için izin süreçlerini hızlandırmayı amaçlıyor. Destekleyenler ekonomik ve çevresel kazanımlara dikkat çekiyor.
ABD Senatosu’nda enerji projelerine yönelik izin süreçlerini yeniden düzenlemeyi amaçlayan BAAJA yasa tasarısı gündeme geldi. Tasarı henüz yasalaşmadı ve oylamanın ara seçimlerin ardından yapılması bekleniyor. Demokrat ve Cumhuriyetçi senatörlerin ortak çalışmasıyla hazırlanan düzenleme, uzun mesafeli elektrik hatlarından yenilenebilir enerji projelerine ve doğal gaz boru hatlarına kadar birçok yatırımın daha hızlı hayata geçirilmesini hedefliyor.
417 sayfalık metin, enerji yatırımlarının önündeki bürokratik engelleri azaltırken farklı enerji kaynaklarına teknoloji tarafsızlığı temelinde yaklaşmayı öngörüyor. Destekçileri, düzenlemenin elektrik şebekesinin genişlemesini kolaylaştıracağını, tüketici maliyetlerini düşüreceğini ve temiz enerji yatırımlarının önünü açacağını savunuyor.
Tasarının savunulan yönleri
İklim ve Enerji Çözümleri Merkezi’nin değerlendirmesine göre izin reformu, ABD’nin elektrik talebinin yaklaşık yarısını karşılayan dört bölgede şebeke maliyetlerini 7 milyar dolar, konut elektrik faturalarını ise 1,1 milyar dolar azaltabilir. Aynı bölgelerde elektrik sektöründen kaynaklanan karbon emisyonlarının 2035 yılında, mevcut politikaların sürdüğü senaryoya kıyasla yüzde 9 gerileyebileceği belirtiliyor.
Merkezin başkanı Nathaniel Keohane, tasarının genel etkisinin ekonomi, tüketiciler ve iklim açısından olumlu olacağı görüşünde. Şebeke yatırımlarının hızlanmasının uzun vadede emisyonlarda büyük ölçekli düşüş sağlayabileceğini belirten Keohane, elektrik üretimindeki emisyonları azaltacak hükümleri özellikle önemli buluyor.
Grid Strategies Başkanı Rob Gramlich ise düzenlemenin belirli bir enerji türünü kayırmadığını, ancak temiz enerjiye dayalı bir sistemin kurulmasını kolaylaştıracağını ifade ediyor. Gramlich’e göre tasarı, veri merkezlerinin yenilenebilir kaynaklardan elektrik temin etmesi için daha fazla seçenek yaratabilir.
Çevre örgütlerinin itirazları
Çevre hareketi içindeki bazı isimler ise BAAJA yasa tasarısının çevresel denetimleri zayıflatacağından endişeli. Tasarı, Ulusal Çevre Politikası Yasası kapsamındaki incelemelerin uygulanacağı federal faaliyetlerin tanımını daraltıyor. Federal krediler, bazı hibe programları, temel altyapı onarımları, jeotermal testler ve mevcut güzergâhlardaki bazı boru hattı projeleri belirli çevresel incelemelerin dışında bırakılabilir.
Düzenleme, Temiz Su Yasası’nın 401. maddesi kapsamındaki eyalet ve yerli kabile yetkilerine ilişkin süreleri de değiştiriyor. Eyaletler ve kabileler, projeleri en fazla bir yıl içinde değerlendirmek zorunda kalacak; bu süre içinde karar verilmemesi durumunda su kalitesi sertifikası hakkından feragat edilmiş sayılabilecek. Bir proje reddedildiğinde veya koşullar getirildiğinde ise kararın yalnızca su kalitesi gerekçesiyle savunulması gerekecek. Hava kirliliği ve iklim etkileri, ret gerekçesi olarak kullanılamayacak.
Çevreci yazar Bill McKibben, düzenlemenin fosil yakıt projelerini hızlandırabileceğini ve toplulukların itiraz imkanlarını daraltabileceğini savunuyor. Oil Change International’dan Colin Rees de tasarının fosil yakıt şirketlerine avantaj sağlayacağını, özellikle siyah, Latin ve yerli toplulukların kirlilikten daha fazla etkilenmesine yol açabileceğini belirtiyor.
Başkanlık yetkilerine ilişkin tartışma
McKibben’in en ciddi itirazı, tasarının başkana uzun vadeli izinler konusunda geniş yetkiler vereceği yönünde. Eleştirilere göre düzenleme, gelecekteki Kongrelerin, mahkemelerin veya başkanların bazı projelere ilişkin kararları değiştirmesini zorlaştırabilir. Bu durumun, fosil yakıt yatırımlarının yanı sıra veri merkezleri gibi büyük enerji tüketen projeler açısından da kalıcı sonuçlar doğurabileceği öne sürülüyor.
BAAJA yasa tasarısı, bir yandan enerji dönüşümü için gerekli elektrik hatları ve yenilenebilir projelerin önünü açmayı, diğer yandan izin süreçlerini hızlandırmayı amaçlıyor. Ancak çevresel denetimlerin kapsamı, eyaletlerin yetkileri ve yerel toplulukların karar süreçlerindeki rolü konusundaki itirazlar, tasarının Kongre’de zorlu bir tartışmayla karşılaşacağının işaretini veriyor.




